Sosyalist Gelecek Parti Hareketi 1. Konferansı
(27-28 Mart 2010)
KARAR: SİYASAL BİR İŞÇİ HAREKETİNİN İNŞASI YOLUNDA…
A-Siyasal işçi hareketi ve parti
1) Sınıf içinde anlamlı bir karşılığa, kayda değer bir etki alanına ve önemli köprübaşlarına sahip bir proletarya partisinin kuruluşu ile taçlanmadan, sözcüğün tam anlamıyla siyasal bir işçi hareketinin varlığından söz edilemez. Böyle bir parti için yola çıkıyoruz.
Sosyalist Gelecek Parti Hareketi, bir proletarya partisi ihtiyacının işçi kitleleri arasında bilince çıkarılması; öncü işçilerin ve doğal işçi önderlerinin partileşme fikrine ve sürecine kazanılması için çabalarını yoğunlaştırır.
2) Ancak, siyasal bir işçi hareketinin vücut bulmasının proletarya partisinin kuruluşuna indirgenemeyecek ya da onlar olmaksızın kapsayıcı, ilerleyen ve kendi geleneklerini oluşturan bir siyasallaşmasından söz edilemeyecek başka boyutları ve gerekleri de vardır. İşçilerin devletten, sermayeden, sermayenin bütün siyasal parti ve ideolojik akımlarından gittikçe bağımsızlaşması; nesnel emek/sermaye çelişkisinin toplumsal-siyasal yaşamın bütün düzeylerinde yansımalarını bulan öznel bir kutupsallık olarak görünürlük kazanması; sınıf mücadelesinin kısmiliği aşarak genel ifadelere bürünmesi, işçi hareketi saflarında yeni bir dünya umudunun ve kurtuluşçu eğilimlerin güç kazanması bunların başlıcalarıdır.
Sosyalist Gelecek Parti Hareketi, işçi hareketinin siyasallaşmasının hem ürünü hem de ilerleticisi olacak organik bir proletarya partisini hedefler; bu hedef uyarınca işçilerin çok çeşitli düzeylerdeki mücadele ve örgütlenme pratiklerinin içinden geçirilen bir parti inşa çizgisi izler.
Sosyalist Gelecek Parti Hareketi, işçi hareketinin gerilemesinden, türlü nedenlerle daha az görünür olmasından, post-modernizmin ve post-Marksizmin düşünsel ve kültürel yaşamı derinden etkilemesinden beslenen sınıftan kaçış eğilimini, dar sınıfçı olmayan ve türlü tezahürleriyle emek/sermaye çelişkisinin insanlığın ezici çoğunluğuyla sermaye arasındaki bir çelişkiye dönüştüğü gerçeğinden hareket eden bir anlayışla geriletmek için mücadele eder. Emeğin mücadelesinin ve var oluş koşullarının akademide, medyada, edebiyatta, sinemada, tiyatroda ve kamusal yaşamın farklı düzeylerinde giderek artan bir ilgi görmesini teşvik eder.
B-Verili durum ve siyasallaşma
3) Öte yandan, siyasal bir işçi hareketi yaratma iddiasının salt bir temenni, niyet veya bütün zamanlar ve mekânlar için geçerli genel bir söylem olmaktan çıkarılarak somutlanması, pratiğe yön veren bir izleğe ve uzaktaki bir varış noktası olarak görülmek yerine çeşitli göstergelerle izlenebilir bir hedefe dönüştürülmesi gerekir. Bunun başta gelen koşulu, bu iddianın işçi hareketinin verili durumu, gerçekliği ve dinamikleri ile ilişkilendirilmesi, süre giden sınıf mücadelesine tahvil edilmesidir. Emek süreçlerinde, işçi sınıfının yapısında ve bileşiminde meydana gelen değişikliklere yanıt veren bir içeriğe kavuşturulmasıdır. Aynı şekilde, doğru bir siyasallaştırma perspektifine; toplumsal dinamiklere siyasal ifadeler kazandırmanın doğru ve sonuç alıcı yordamlarına dayandırılmasıdır.
4) Bütün göstergeler, bugün yükseliş halinde değil, sermaye saldırıları karşısında gerilemiş ve uzunca bir süredir aşamadığı bir krizle cebelleşen bir işçi hareketiyle karşı karşıya olduğumuza işaret ediyor. Siyasal bir işçi hareketi bu koşullar altında inşa edilecektir. Ama bundan baştan aşağı bir olumsuzluklar ve imkânsızlıklar manzumesi ile kuşatıldığımız, dolayısıyla, olmayacak zamanda olmayacak işe soyunduğumuz sonucu çıkmaz. Zira bugünkü kriz tablosunun içinde, aynı zamanda, yeni bir derlenişin fırsatları, işçi hareketinin yeniden kuruluşunun imkânları ve ipuçları saklıdır.
5) Sermaye saldırıları karşısında sürüp giden hak kayıpları, ağırlaşan sömürü, gerçek ücretlerde devam eden bir düşüş, uzayan çalışma saatleri, gittikçe kötüleşen çalışma koşulları, gemi azıya alan kapitalist keyfilik, kurumsal kapitalizm ile kayıt ve kural dışı kapitalizm arasındaki sınırların silikleşmesi, iş güvenliği ve işçi sağlığı önlemlerinin sistematik olarak aşındırılması, süresi uzayan ve hatta gittikçe erişilmez hale gelen emeklilik, sosyal güvenliğin kuşa çevrilmesi, artan iş kazaları, işçilere “serbest zaman” bırakılmaması, emek gücünün yeniden üretimin vazgeçilmezlerinden biri olan dinlenme zamanına tecavüz… bütün bunlar işçi hareketinin verili gerçekliğinin bir başka boyutunu oluşturmaktadır. Türkiye işçi sınıfının çoğunluğunun içinde soluk alıp verdiği bu koşullar ve riskler, işçilerde öz-korunma, öz-saygı, var kalma, şikâyet ve acılarının kamuoyu gündeminde yer açma yönünde ciddi dürtüler doğurmakta, gittikçe yakıcılık kazanan bir “hak mücadeleleri” alanına ve yeni bir işçi hareketinin yataklarından birine işaret etmektedir.
6) On dokuzuncu yüzyılın sonlarından başlayıp 1970’lere kadar, işçi ücretleri giderek bir “toplumsal ücret” haline geldi. İşçi sınıfı, “ikinci bölüşüm” denilen artık-değerin yeniden dağılımı çekişmesinin de etkin bir tarafı olarak sahneye çıktı. Son 30-40 yıldır ise, eğitimi, sağlığı, kreş ve yaşlı bakımı hizmetlerini ticarileştiren, bireysel emekçinin ailesini hesaba katan ödemeleri tırpanlayan, yerel yönetimleri birer işletmeye çeviren, temel tüketim maddelerinin üretiminde “kamu”nun fiyat düzenleyici varlığını ve payını sona erdiren, bir zamanlar işçi ve köylü muhalefetinin buluşma noktalarından biri olan üretim ve tüketim kooperatiflerinin köküne kibrit suy döken, enerji ve suda birim tüketim fiyatlarını habire yükselten, dolaylı vergilere yüklenen ve kentsel dönüşüm projeleriyle emekçilerin barınma ve konut edinme hakkını çiğneyen sermaye, toplumsal ücreti yeniden çıplak ücrete indirgemeyi amaçlayan dur durak bilmez saldırısını sürdürüyor. Ancak, bu durum, daha şimdiden işaretleri görüldüğü gibi, ikinci bölüşümü hak mücadelelerinin yeni bir alanına, siyasal bir işçi hareketinin işyeri temelli olmayan ve toplumsal olanı siyasallaştırmanın yeni imkânlarını barındıran bir uyaranına dönüştürmüş bulunuyor.
Sosyalist Gelecek, işçi hareketinin siyasallaşmasının, esas itibarıyla içerden, işçilerin kendi öz-deneyimleri ve öz-eylemleri üzerinden, hareketin iç mantığına ve dinamiklerine etkide bulunmak suretiyle gerçekleşeceği saptamasından hareketle, işçi grev, direniş, eylem, protesto ve huzursuzluklarının mümkün olan en çoğuyla salt dayanışma ilişkisinin ötesine geçecek şekilde ilişkilenmeyi ve işçilerin kurucu girişkenliklerinin önünü açmayı hedefler.
Sosyalist Gelecek, Tuzla tersaneleri, kot taşlama işçileri ve Davutpaşa örneklerinde olduğu gibi, işçilerin maruz kaldığı mağduriyetlerin ve acıların ayyuka çıkması, gündemleşmesi, siyasal alana taşınması ve bunun kapitalist keyfiliğe karşı bir caydırıcılık oluşturması için mücadele eder.
Sosyalist Gelecek, şimdiden çok yıkıcı sonuçlar doğuran ve emeğin yeniden üretiminin koşullarını alabildiğine kötüleştiren eğitimin, sağlığın, sosyal güvenliğin, iletişimin, toplu ulaşımın ve bilginin ticarileştirilmesine karşı mücadeleyi, yaşam ve üretim koşullarının iç içe geçmesi temelinde yükselecek yeni bir işçi hareketinin gereklerinden biri sayar.
Sosyalist Gelecek, hem ilk bölüşümü ve işçilerin üretim sürecindeki koşullarını hem de ikinci bölüşümü, yani toplumsal ücreti ilgilendiren hak mücadelelerinin yeniden kuruluşunun önemli zeminlerini haline geldiğini; bu alanlarda ilk adımları atılan hak derneklerini emeğin yeni ve işlevli kürsüleri haline gelmeleri,yaygınlaşmaları ve eşgüdümlü bir faaliyet göstermeleri yönünde destekler.
Sosyalist Gelecek, bir sefalet ücretine dönüşen ve mevcut koşullarda işçi sınıfının büyük çoğunluğunu ilgilendiren asgari ücretin insanca bir düzeye yükseltilmesini, olası bölgesel asgari ücret girişimlerinin püskürtülmesini; aynı şekilde gittikçe yaygınlık kazanan güvencesiz ve kayıt dışı istihdam biçimlerinin önlenmesini önemli mücadele başlıkları olarak görür.
Sosyalist Gelecek, Krizle birlikte sayısı artan işsizlerin, son yıllarda tarımsal üretimin yapısını değiştiren kapitalist işletmelerde çalışan tarım işçilerinin ve emeklilerin sorunlarının, bunların mücadelesinin açığa çıkartılıp büyütülmesinin siyasal bir işçi hareketinin yaratılmasında gittikçe daha fazla önem kazandığını tespit eder. Bu doğrultuda bir yaklaşım ve politikalar demetinin hazırlanmasını, buna dönük geniş katılımlı toplantılar düzenlenmesini hareketin önüne koyduğu görevler olarak tanımlar.
C-Yeniden kuruluş ve sendikal hareket
7) Halihazırdaki yüzde 5-6 civarındaki oldukça düşük bir sendikalaşma oranının da işaret ettiği gibi, Türkiye işçi sınıfının verili gerçekliğinin en belirgin olumsuzluklarından biri örgütsüzleşmedir. Örgütsüzleşmenin ve yoğun işsizlik baskısının bir sonucu olarak artan iç rekabet, bir tür saçılma ve atomizasyon, sınıf aidiyeti duygusunun zayıflaması, sınıf bilincinde ve geleneklerinde aşınma, kolektif refleks ve eylem kapasitesinin zayıflaması… Bütün bu nedenlerle belirli bir sınıf şekilsizleşmesine maruz kalan Türkiye işçi sınıfı, kendini yeniden kurma, oluşturma, örme ve şekillendirme göreviyle; bir önceki kurulum biçimine basit bir geri dönüş anlamına gelmeyen bir görevle yüz yüzedir. Dolayısıyla, siyasal bir işçi hareketi inşa etmenin yolu, bu yeniden kuruluş sürecine müdahil olmaktan, örgütlülük oranı eğrisini yukarı doğru çevirmekten, sendikal örgütlenme ve mücadelenin sorunlarını yeniden inşacı bir mantıkla gündeme almaktan geçiyor.
Öte yandan, yüzde 5-6 civarındaki örgütlülük oranının kendisi de, kriz koşullarında direşken ve önü açık bir tutunma çabasının ürünü olmaktan ziyade, eriyen bir mirasın elde kalan bakiyesidir. Bu durum, sendikal hareketi bir varlık/yokluk sorunu ile yüz yüze bırakmaya ve yer yer en atıl durumdaki sendikalardan bazılarını dahi eylemci bir çizgiye itmeye başlamıştır.
9)Yine, bu yüzde 5-6’lık sendikalaşma oranı, sermayeden, onun ideolojik ve siyasal akım ve partilerinden ve devletten bağımsız bir duruşun ifadesi olmaktan uzaktır. Bu bakımdan, öteden beri Türk-İş’in temsil ettiği ve işçileri siyasetten uzak ve dolayısıyla her türden burjuva siyasetin etkilerine açık tutan “partiler üstü sendikacılık” anlayışının oluşturduğu engele, şimdi büyüyen bir tehlike olarak, Hak-İş’in işçileri tevekkülcülüğe sevk eden ve siyasal İslam’ın yedeğinde tutan “ideolojik” sendikacılığı eklenmeye başlamıştır.
Sosyalist Gelecek, bütün sorun, zaaf ve tutuculuklarına rağmen sınıfının örgütlü kesimini, sendikal hareketi, işçi sınıfının yeniden kuruluşunun kaldıraçlarından bir olarak görür. Bu çerçevede, onları işçilerin öz-örgütlerine çevirmek, loncacıdarlıklardan ve bürokratik bozunumlardan arındırmak ve toplumsal muhalefetin kürsüleri haline getirmek gibi önceliklerle mevcut sendikalarda çalışmayı, sendikal mevziler edinmeyi ve sendikaların örgütlenme faaliyetlerine omuz vermeyi amaçlar.
Sosyalist Gelecek, sendikal örgütlenmeyi olağanüstü zorlaştıran mevzuatın işler lehine yeniden düzenlemesi, sendikalaşma dolayısıyla işten çıkarmaların cezai yaptırımlarla önlenmesi, ortak bir çalışanlar yasasının çıkarılması ve taşeronlaştırmanın yasaklanması için mücadele eder.
Sosyalist Gelecek, sürüp giden sermaye saldırılarını püskürtmek ve hak kayıplarına bir set çekmek için, işçi sınıfının öz-savunmasını örecek bir emek odağının örülmesi için çalışır; herhangi bir sendikal birliği değil, buna hizmet eden yatay ve dikey bir sendikal güç birliğini ve bu tür bir sürecin ilerletilmesi ve yeni bir düzeyi sıçratılması anlamına gelen bir sendikal yeniden kuruluşu savunur.
D-Sınıfın yeni bileşimi ve yeniden kuruluş
10) Dünyada ve Türkiye’de, işçi sınıfı yeni bir proleterleşme dalgası eşliğinde olağanüstü büyümekte ve yeni bir bileşime kavuşmaktadır. Türkiye gibi ülkelerde bu dalga, kırsal emek rezervlerinden, kafa emeğinin ayrıcalıklarını yitiren kesimlerinden, işgücüne daha fazla katılım gösteren kadınlardan ve konumları sarsılan kentli orta sınıflardan beslenmektedir. Proletaryanın dokusunu değiştiren bu akış eksenlerinden ikisi, kafa emeğinin işçileşen kesimleri ve kadınlar, işçi hareketinin gelecekteki şekillenişini derinden etkilemeye özellikle adaydırlar.
11) Başat işçi tipi değişiyor; cinsiyet, yaş, işgücüne yeni katılım kanalları, göç, ulusal köken, deneyim ve gelenek açısından işçi sınıfı görece farklı bir terkibe kavuşuyor; işçi hareketinin bazı kolları gerilerken bazı yeni işkolları ve ürün döngüleri öne çıkıyorsa, emek gücü ciddi bir vasıfsızlaşma ve yeniden vasıf kazanma sürecine sokuluyorsa, uluslararası göç bir dizi ülkede işçi sınıfını “çok-uluslu” hale getirmişse, vb., işçi sınıfı yeni bir bileşime kavuşmuş demektir. Gününüzde, aşağı yukarı bütün ülkelerdeki durum budur.
12) Sermeyenin yürürlüğe koyduğu yeni birikim tarzı, izlediği yeni mekânsal stratejiler, başvurduğu teknolojik ve örgütsel saldırılar işçi sınıfının eski var oluş biçimlerini ciddi biçimde sarsmış bulunuyor. Bir başka ifadeyle, oluşmakta olan bileşimin kendisini yeni mücadele ve örgütlenme biçimleriyle henüz yeterince ifade edememesi, işçi hareketinin yaşadığı krizin temel nedenlerinden biridir. Diğer bir deyişle, koşullar işçi hareketini yaratıcılığını sınamaya, kolektif hafızasını yoklamaya, sermayeye karşı onu birçok yönden kuşatacak mücadele stratejileri geliştirmeye, bugünkü dezavantajları avantaja çevirmeye ve sınıf kapasitesinin daha çoğunu açığa çıkarmaya davet ediyor. Olgular, dünyada ve Türkiye’de işçi hareketinin, bu davetin gereklerine yerine getirmeye dönük ciddi bir çabalama içinde olduğuna işaret ediyor.
Sosyalist Gelecek, ücretli emek ilişkilerinin ağları içine alınmış, kendisini idame ettirmek için işgücünü satmak zorunda olan, teknik veya toplumsal işbölümü içinde sermayeye ait işlevler üstlenmeyen herkesi işçi sınıfının mensubu sayar.
Sosyalist Gelecek, kafa emeğinin çeşitli kesimlerinin proleterleşmesini, işçi hareketinin kendi içinden çıkardığı organik bir aydınlar kuşağına yaslanmasının, ideolojikhegemonya mücadelesinde yeni avantajlar edinmesinin olanaklarından birine dönüştürmeye; “aydınlar”ın emeğe dönük akademik ilgisini, emeğin kurtuluşu davasına ideolojik, siyasal ve örgütsel bir bağlanımla tamamlanacak şekilde mantıki sonuçlarına vardırmaya çalışır.
Sosyalist Gelecek, kadınların işçi hareketi içinde öne geçme çabalarını özendirir; sendikalarda bunu kolaylaştıracak tüzük ve zihniyet değişiklikleri için mücadele eder.
Sosyalist Gelecek, işçi sınıfının yeni bileşimiyle sahneye çıkışının dünya-tarihsel deneyimlerini, bunlardan Türkiye’ye dair kuramsal ve pratik sonuçlar çıkarmak amacıyladikkatle izler.
Sosyalist Gelecek, işçi sınıfının yeni bileşimini pratik faaliyete yön gösterecek yerel ve merkezi envanter çalışmalarıyla açığa çıkarmayı bir görev olarak benimser.
Sosyalist Gelecek, eldeki göstergeler ışığında, eğitim, sağlık ve ulaştırma/kargo/lojistiksektörlerinin, önümüzdeki dönemin stratejik sektör adayları oldukları; ilk ikisinin toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendiren çok bileşenli mücadele alanlarına dönüştükleri saptamasından hareketle uzun vadeli faaliyetlerini bu sektörlerde yoğunlaştırır.
E-Emek süreci, yeniden kuruluş, mücadele ve örgütlenme biçimleri
13) Sermayenin emek süreçlerini yeniden örgütlemesinin, işçilerin alışılagelmiş örgütlenme ve mücadele biçimlerini belirli ölçüde etkisizleştirdiği ve pazarlık gücünü aşındırdığı aşikârdır. Ama bu mutlak ve değişmez bir durum olarak görülemez. Bugün işçi hareketi yeni mücadele biçimleri keşfetmekte, pazarlık gücünü artırmanın -tüketici boykotları, şirketlerin edinmek istedikleri imajı bozma, uluslararası dayanışmayı harekete geçirme, daha geniş bir toplumsal desteğe ve meşruiyete yaslanma, sermayenin tümleşik işletmenin yerine geçirdiği ağ örgütlenmesini en can alıcı yerinden sabote etme ve ülkenin ulaşım ve dağıtım ağlarını sekteye uğratma gibi- yeni yollarını bulmakta ve bu doğrultuda sınaya yanıla deneyim biriktirmektedir. Yalın üretim, sıfır stok ve tam zamanında teslim gibi uygulamaların işçilere sunduğu yeni pazarlık imkânlarını değerlendirmeye çalışmaktadır.
14) Emek süreçlerinin yeniden örgütlenişinin kilit değişkeni olan ve çok değişik uygulamaları bulunan esnekleştirme, işletme tipini ve üretimin mekânsal örgütlenişini farklılaştırmakla kalmadı, yepyeni istihdam biçimleri de peydahladı. Bu yeni istihdam biçimlerinin bir bölümünün geleneksel işkolu sendikacılığıyla kucaklanması mümkün değildir.
15) Emek süreçlerinin yeniden örgütlenişi çerçevesinde devreye sokula kalite çemberleri ve toplam kalite gibi uygulamalar, sermayenin işçiyi işletmeyle özdeşleştirme, işletmenin karlılık ve rekabet sorunlarına ruhen ortak etme, işçinin yaratıcılığını, zihinsel ve bedensel yetilerinin tamamını soğurma, kolektif emeğin potansiyellerini düpedüz idari zorlamaya dayanmayan ama içselleştirilmiş bir kapitalist rekabet kamçısıyla kendine mal etme ve tam otomasyona yönünde ilerlemenin doğuracağı karlılık sorunlarını canlı emeğe doğru kaçışla ödünleme çabasının bir dışavurumudur. Bu uygulamalar, aynı zamanda, emekçileri parçalayarak birbiriyle rekabete sokmayı ve kutupsal duruşunu ortadan kaldırmak suretiyle emeği sermayeye içermeyi amaçlıyor.
16) Emek süreçlerinin yeniden örgütlenişi çerçevesinde devreye sokula kalite çemberleri ve toplam kalite gibi uygulamalar, sermayenin işçiyi işletmeyle özdeşleştirme, işletmenin karlılık ve rekabet sorunlarına ruhen ortak etme, işçinin yaratıcılığını, zihinsel ve bedensel yetilerinin tamamını soğurma, kolektif emeğin potansiyellerini düpedüz idari zorlamaya dayanmayan ama içselleştirilmiş bir kapitalist rekabet kamçısıyla kendine mal etme ve tam otomasyona yönünde ilerlemenin doğuracağı karlılık sorunlarını canlı emeğe doğru kaçışla ödünleme çabasının bir dışavurumudur. Bu uygulamalar, aynı zamanda, emekçileri parçalayarak birbiriyle rekabete sokmayı ve kutupsalduruşunu ortadan kaldırmak suretiyle emeği sermayeye içermeyi amaçlıyor.
Sosyalist Gelecek, sınıf mücadeleleri içinde işlevli bir yer tutmak kaydıyla, çok çeşitli türden işçiörgütlerine ihtiyaç duyulduğunu; yarı-sendikal roller üstlenen örgütlenmelerinin sahici bir karşılığının bulunduğunu belirler.
Sosyalist Gelecek, işçi örgütlerini çeşitlendirmenin ve bazı eski biçimleri (işyeri komiteleri, işçimeclisleri, işkollarını enine kesen havza örgütlenmeleri, vb) canlandırarak yeni işlevlerle donatmanın bir zorunluluk haline geldiğini vurgular.
F) “TEKEL İşçileriyle Dayanışma ve Ortak Mücadele Platformu” Önerisi
Sürmekte olan TEKEL direnişi, emek hareketinde son yıllarda uç veren kıpırdanmaların yeni bir yükseliş dönemine evrilme umudunu yeşerten kritik önemde bir gelişme olmuştur. Ancak, işçilerin inisiyatifiyle doğan ve sendikayı peşinden sürükleyen bu görkemli direnişin bugüne kadarki evresinde, bir eşgüdüm ve güç birliğinin kurul(a)madığı görülmüştür. Bu parçalılığın yarattığı olumsuzlukların aşılması, güncel bazı adımların atılmasını gerekli kılmaktadır.
Sosyalist Gelecek, sınıfın direniş odakları ile onları destekleyen emek örgütlerini, kişileri, kurumları ve çevreleri kapsayan, bunlar arasındaki eşgüdümü ve eylemli güç birliğini sağlayan bir “dayanışma ve ortak mücadele platformu”nun kurulması için, mücadelenin aciliyetinin gerektirdiği hızla; fikri hazırlık yapar, çağrıda bulunur ve çağrının takipçisi olur.
EK 1: Emek hareketi mücadele ve eylem gündemi/programı
Emek istemlerini somut/açık biçimde ortaya koyan bir mücadele ve eylem programı ile bu programın yaşama geçirilmesine hizmet edecek örgütlü ve devrimci bir emek odağı işçi hareketinin siyasallaşmasının ve örgütlenmesinin iki önemli ve güncel gereksinimidir.
Bu iki hedefe de ancak, aktif-öncü emekçilerin üreticisi ve taşıyıcısı oldukları etkinlik ve eylemlerle ulaşılabilir. Mücadelenin toplumsal başarısı büyük emekçi yığınların bu istemler için mücadeleye kazanılmasına bağlıdır. Konferansımız bunların bilincindedir. Burada dile getirilen mücadele ve eylem başlıkları işçi hareketine önerilerimizdir. Sosyalist Gelecek, için bu eksende sistematik etkinlik yürütmek öncelikli görevdir.
Düzenin, devletin korporatif, emek hareketini bölen, güdük yasal sınırlara hapseden dayatmalarına karşı, kendisini hiçbir yasal ve geleneksel formla sınırlamayan, devrimci bir eylem programı ve ona uygun örgütsel araçlar geliştirmek gerekiyor.
Konferansımız, aşağıdaki istem ve hedefleri önümüzdeki dönemin mücadele ve eylem programının başlıkları olarak benimser, tüm emek güçlerinin bilgisine sunar:
1. İşsizliğe karşı mücadele.
Kriz koşullarında işsizlik işçi sınıfımızın, emekçi halkımızın en yıkıcı sorunudur.
• Sosyalist Gelecek, İşsizliğe karşı mücadeleyi, işten atmaların yasaklanması, iş saatlerinin kısaltılması, düzenin iş veremediklerine asgari ücret düzeyinde işsizlik geliri bağlanması istemleri üzerinden yükseltir.
2. İşgücünün değeri/Asgari ücret mücadelesi.
Asgari ücret, işgücünün toplumsal gelişme ve sınıf mücadelesi somutluğunda belirlenen minimum değeridir. Asgari ücret, yalnız bu ücretle çalışanları değil, tüm sınıfı, emeklileri ve işsizleri de ilgilendiren, asla salt “ekonomik” olmayan bir sorundur. Kürt emekçilerini, “bölgesel” ve daha düşük miktardaki asgari ücretle çalıştırma özlemi aynı sorunun bir başka önemli boyutudur.
• Sosyalist Gelecek, her yıl, kimi işçi sendikalarının da katılımıyla, hükümetin son sözü söylediği bir komisyon tarafından açlık ve yoksulluk sınırlarının çok altındaki bir düzeyde belirlenen asgari ücret uygulamasına karşı işgücünün gerçek değerinin ifadesi olan bir asgari ücret için ısrarlı, takipçi bir mücadele yürütür. Asgari ücret belirleme dönemlerinde propaganda, ajitasyon ve eylemler örgütler.
3. Eğitim, sağlık ve yerel hizmetler;
hem bu alandaki emekçilerin durumu, hem de tüm emekçileri, hatta tüm toplumu doğrudan ilgilendiren kamu hizmeti içerikleri nedeniyle öncelikli mücadele başlıklarımızdır.
• Sosyalist Gelecek, sağlıkta, eğitimde, kent hizmetlerinde yaşananları, piyasalaşmanın, metalaştırmanın ekonomik ve toplumsal “maliyetlerini” anti-kapitalist bir içerikle sergiler; bu politika ve uygulamalara karşıtlığını eylemli pratik eleştiriyle ve somut mücadele hedefleriyle ortaya koyar; hastaneleri, okulları, belediyeleri günümüzün büyük işyerleri, işçi sınıfının yoğunlaşma alanları olarak değerlendiren bir propaganda ve örgütlenme çalışması yürütür.
4. Haklar mücadelesi.
Sanayi ve hizmet sektörlerinde, özellikle de “enformel” sektörde her gün binlerce hak ihlali yaşanıyor: Sigortasız, kayıtsız çalıştırma, işçi sağlığı ve güvenliği kurallarına uymama, yasa dışı kadın ve çocuk istihdamı, uzun çalışma saatleri, ödemesiz fazla mesai vb.
• Sosyalist Gelecek, bu hak ihlallerinin izlenmesi, duyurulması, hak arayan emekçilere hukuksal ve kurumsal yardım için elindeki olanakları seferber eder, bu yoldaki çalışmaları destekler.
5. Güvenceli iş.
Sosyalist Gelecek, güvencesiz çalışma modellerine, emekçilerin en başta “işçi-memur” ayrımı olmak üzere farklı statüler içinde bölünmesine karşı ortak çalışanlar yasası, güvenceli iş, toplu sözleşme ve grev hakkı için mücadele eder.
6. Sendikal anlayış ve mücadele.
Sosyalist Gelecek, taban inisiyatifine alan açan, ev emekçisi kadınları, işsizleri, enformel sektör çalışanlarını kapsayan, meşruiyeti yasallığın önüne koyan bir sendikal örgütlenme ve mücadele anlayışını savunur. Yeni sendika, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt yasası taslakları konusunda inisiyatif alarak, sendikal hak, hukuk, örgütlenme ve işleyişle ilgili sistematik ve alternatif öneriler geliştirir, bunların sınıf içinde propagandasını yapar. Tabanın söz ve karar sahibi olduğu, kadınların eşit temsil edildiği sendikal demokrasi ve sınıf sendikacılığı ilkelerinin yaşama geçmesi için ısrarlı mücadele yürütür.
7. Taşeronlaşmaya karşı mücadele.
Sosyalist Gelecek, işçi sınıfını bölen, kazanımlarını budayan taşeronlaştırma dayatmasının püskürtülmesi, taşeron işçileri de kapsayan bir sendikal örgütlenme ile fiilen aşılması için mücadele eder, bu yöndeki tüm mücadeleleri aktif biçimde destekler.
8. Yeni deneyimler.
• Sosyalist Gelecek, farklı sendikaların bölge ve havzalarda, mevzuatla bölünerek farklı işkollarına ayrılmış ortak üretim sürecinin tümüne dönük, aynı çatı ve ortak hedefler altında hareket etmelerini sağlayan yaklaşım ve deneyimleri destekler; son zamanlarda sayıları artan sendika dışı dernek, birlik vb. girişimleri ile biçimlerini somut koşullara göre belirleyeceği ilişkiler geliştirir.
9. Emek odağı
• Sosyalist Gelecek, emek hareketi içindeki deneyim ve aktivist birikimini, tanımlanmış bir mücadele ve eylem programında ortaklaşan tüm emek aktivistleriyle birlikte devrimci bir emek odağı, merkezi oluşturmak için seferber etmek üzere planlı ve takvimli bir faaliyet yürütür, bu yolda emek hareketinin farklı alanlarında mücadele eden üyelerinin merkezileşmiş faaliyetini bugünden oluşturmak üzere meclisi görevlendirir.
EK 2:
a. Günümüzde emekçilerin en geniş bölmesini oluşturan güvencesiz esnek enformel çalışanlar ile bunların çoğu durumdaki konumu olan işsizlik hallerinde örgütlenmeleri konusunda farklı türden çok sayıda örgütün yerel şartları dikkate alarak kurulmasını ( sosyal haklar derneği, işçi hakları derneği, çıraklar örgütlenmesi, mevsimlik işçiler örgütlenmesi vb vb) öncelikli bir görev olarak kayıt altına alır. Emekçi karakterli halk örgütlerini (dayanışma evleri- dernekleri vb) de bu süreci destekleyici unsurlar olarak ele alır.
b. Sendikaların (sözleşmeli, taşeron dolayımlı vb ) istihdam edilen emekçileri fiilen örgütlemeye başlaması ve meşruiyeti yasallığın üstünde görmesi anlayışına sahip çıkar. Aynı konumda aynı işi yapana aynı kadro türünün tahsisi konusunda kampanyaların yürütülmesi davaların açılması ve bunların toplumsallaştırılmasını görev olarak benimser.
c. Yasalarla sendika olarak örgütlenmeleri engellenen emekliler, öğrenciler, evde çalışanlar vb kesimlerin örgütlenmesi için sendikal yapıların içinden ve dışından örgütlenme deneyimlerine girişir, mevcut girişimleri güçlendirme iradesini beyan eder.
d. Sendikaların yalnızca enformel biçimlerde işkollarına eklemlenen emekçileri örgütlemekle kalmayıp, farklı sendikaların konfederal ve/veya ara örgütlenmelerle sendikalar ile yeni türden emekçi örgütlerini bir çatı altında örgütlemeye yönelmesini somut bir güncel görev olarak tanımlar.
e. Sendikaların taban inisiyatiflerini ve üye iradesini yansıtan tüzüklere sahip kılınmasını öncelikli konular arasında görür. Üyelerimizin Sendikal yapıların demokratikleştirilmesi için başta KESK olmak üzere faaliyet yürüttüğümüz sendikaların tüzüklerinin bu yönde değiştirilmesi için çaba sarf etmesini prensip olarak saptar.
f. Özellikle işçi sendikaları alanında uzun yıllar aynı kişi yada kliğin sendikayı yönetmesi, işkolundaki işçinin aldığının onlarca kat fazlası ücret alınması gibi sendikalarda yozlaşmayı ve taban inisiyatifi ve davasından kopmayı kolaylaştıran uygulamalara açıkça karşı çıkar. Bu konularda sendikaların içinden önergeler geliştirir. Böyle sendika yönetimlerini teşhir etmeyi hiçbir mazerete yer bırakmayacak şekilde gerçekleştirir ve bunu sınıf mücadelesinin vazgeçilmez bir parçası olarak değerlendirir.
g. Sendikaların ekoloji, kadın hakları, ayrımcılık vb konularda daha etkin gündemler oluşturmaları için mücadele eder.
h. Hareketimiz, işten çıkartmaların yasaklanması, taşeronlaştırma ve farklı turden kadro istihdamının yasaklanması, güvencesiz çalışma karşısında ağır yaptırımların gündeme getirilmesi gibi önlemleri savunmanın yanında birbirini tamamlayan talepler olarak insanca yaşanabilir bir Asgari ücret, tüm işsizler için ayrımsız bir işsizlik sigortası, tüm yurttaşlar için sağlık güvencesi ve tüm yurttaşlar için ayrımsız sosyal haklar ve tüm yurttaşlar için temel gelir güvencesi taleplerini önümüzdeki dönem emek mücadelesinin temel talepleri olarak saptar.
i. Emek hareketi politikasının koordinasyonu sorununda bir emek odağına olan ihtiyacı saptyan hareketimiz bu ürecin önemli bir unsuru olarak üyelerinin çalışma yürüttüğü emek ve toplumsal hak örgütlerindeki çalışmaların merkezileşmesi, güçlerinin eşgüdümü için yürütmeye bağlı merkezi bir emek çalışma grubunun oluşturulmasını hedefler.
j. Coğrafyamızdaki işgücü hareketliliği, devletin sanayi politikaları ile sermayelerin serbest bölgelere üretim alanlarını transfer etmesi dolayısıyla yükselmiştir. Bu gelişmelerle emek sermaye ve hak talepleri üzerine yürüyen mücadeleler kızışmıştır. Bu çerçevede hareketimiz, bölgesel enternasyonalist emek dayanışması için başta Ortadoğu, Kafkaslar ve Ortaasya’daki halklar ve emek hareketleri ile dayanışmayı önemser.
KARAR: EKOLOJİK KRİZ
1. Dünya kapitalizminin içinden geçmekte olduğu ekonomik ve mali kriz ile genel ekolojik kriz ve onun güncel görünümü olan iklim değişikliği birbirleriyle sıkı sıkıya bağlıdır; kapitalizmin genel krizinin görünümleridir. Ekolojik kriz kapitalist sistemin doğal sınırlarına varmış olduğunun temel göstergesidir. Kapitalist üretim ve tüketim biçimlerinin fosil yakıtlara ve nükleer enerjiye bağımlılığının neden olduğu çevresel yıkımın yanı sıra küresel ve bölgesel hakimiyet mücadelelerinin yol açtığı savaşlar ve savaş hazırlıkları çerçevesinde üretilen, depolanan ve kullanılan nükleer silahlar, seyreltilmiş uranyum içeren savaş malzemesi de yerkürenin ve insanlığın karşı karşıya kaldığı ekolojik krizi derinleştiriyor ve bir topyekun yok oluş riski oluşturuyor. Kapitalist dünya düzeninin bu risklere çare olarak ileri sürdüğü, karbon emisyon kotaları, nükleer silahların kontrolü anlaşmaları ve bio yakıt üretimi, anlamlı hiçbir sonuç vermemenin yansıra, gelişmekte olan ülkeleri de nükleer rekabete sevk ettiği, gıda krizini derinleştirdiği ve karbon emisyonu piyasası doğurarak krizi içinden çıkılmaz hale getirdiği ortada.
Kapitalizmin kâr odaklı doğrusal üretim mantığının kaçınılmaz ürünü olarak topluma dayattığı ihtiyaç olmayan ihtiyaçlar mevcut durumda doğal sınırlar üzerinde yarattığı ilave basınçla ekolojik krizi katmerleştiriyor. Ayrıca bu ihtiyaçların yarattığı tüketim alışkanlığı kapitalizmin yerini alacak yeni uygarlığın üstesinden gelmeden kendisini kuramayacağı öznel bir engel oluşturuyor.
§1. Sosyalist Gelecek, ekolojik krize temelli çözümü kapitalist üretim tarzına son verilmesinde görür. Üretimin amacını kârda değil, toplumsal ihtiyaçlarda gören, ihtiyaçlar ile tüketim arasındaki dolayımın gerçekleşme düzlemi olarak piyasanın işleyişine son veren; insanlık ile doğa arasında uyumu esas alan, toplumsal tarihimizi doğanın tarihinin bir bileşeni olarak gören daha derin bir tarih bilinci üzerinde yükselen yeni –sosyalist- bir uygarlık için mücadele eder.
2. Ekolojik krizle tek tek ülkelerde verilecek mücadelelerle başa çıkılması küresel ekolojik krizin doğası ve kapitalist sistemin işleyişi dolaysıyla olanaksızdır. Ulus-devlet egemenliği insanların ve malların dolaşımını fiziksel olarak sınırlayabilse de doğanın işleyiş ve bozunma mekanizmalarını sınırlayamaz. Bu açıdan bakıldığında, ekolojik krizin kaynakları tek tek ülkelere hapsedilemeyeceği gibi tek tek ülkeler de kendilerini bu krizin işleyiş ve sonuçlarından ulusal sınırları içine kapanarak korunamazlar. Ekolojik krizle mücadele insanlığın uluslar arası dayanışmasını ve işbirliğini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu işbirliğinin daha çok kar güdüsünün yol açtığı rekabet dolayısıyla bölünmüş olan kapitalist devletlerce yerine getirilemeyeceğinin en açık göstergesi 2010 Kopenhag İklim Zirvesi fiyaskosudur. Bu sonuçlar bütün ülkelerin işçi sınıflarını hem ekonomik, hem küresel krize karşı bir kez daha insanlığın öncü gücü olmaya çağırmaktadır.
§2. Sosyalist Gelecek, ekolojik krize karşı uluslararası işbirliğinin sağlanması, insanlığın güçlerini doğanın çöküşten kurtarılması amacıyla birleştirmesi için işçi sınıfının dünya çapında dayanışması ve örgütlenmesinin vazgeçilemez ve acil bir öncelik olduğunu saptar. Bu çerçevede iklim adaleti çağrısı çevresinde bir araya gelen güçlerle dayanışma içinde olduğunu açıklar. Kapitalizme son verecek dünya çapında bir atılımı amaçlayan, bütün anti-kapitalist dinamiklerin eşgüdüm içinde mücadelesini hedefleyen çoğulcu bir yeni enternasyonalin oluşması için uluslararası girişmişleri destekler ve sürdürür.
3. Küresel ekolojik krizin yerel, ulusal görünüm ve süreçleriyle mücadele her ülkede işçi sınıflarının kapitalizmle mücadelesinin başlıca alanları arasına giderek daha çok giriyor. Sermayenin doğayı metalaştırması ve piyasalaştırmasının en yıkıcı sonuçları arasında yer alan doğal kaynakların –akarsuların, kıyıların, ekilebilir toprakların- sermaye egemenliği altına girerek şirketleşmesi; tarımın iç tüketim ihtiyaçları yerine küresel kapitalist arz ve talep mekanizmalarına uygun bağımlı kılınması; genetiği değiştirilmiş organizmaların gıda güvenliğini artan ölçüde tehdit etmesi; kentlerin doğa-insan uyumunu, kültürel mirası hiçe sayarak, kapitalist kar döngüsünün gereklerine uygun olarak “dönüştürülmesi”; kapitalist üretim ve tüketim düzeninin artan enerji ihtiyaçlarını karşılamak üzere yerel ekosistemleri yıkarak ve yerel nüfusu doğal çevrelerinden kovarak HES’ler kurulması; bütün bu süreçlerin toplumsal ve ekonomik sonuçları yalnızca sermayenin işçi sınıfı üzerindeki baskısını katmerlendirmekle kalmıyor; kendi doğal ve kültürel çevrelerinden koparılmış büyük bir mülksüzler kitlesi yaratıyır; çiftçileri, kent yoksullarını ve en çok da çok kadınları ve çocukları varlık yokluk ikilemiyle karşı karşıya bırakarak çıkarları kapitalizme karşı mücadelede geniş, çok parçalı ve çok katmanlı bir kitle oluşturuyor.
§3. Sosyalist Gelecek, Ekolojik eleştiri ve mücadeleyi, sosyalizm mücadelesinin organik bir bileşeni olarak görür, ekolojik mücadelenin halklaştığı tespitiyle emekçilerin, çiftçilerin, kent yoksullarının sermayenin doğal yaşama, kentlere, ekosistemlere saldırısına karşı mücadelesinin önünde yer alır. Bu büyük mülksüz kitlenin çeşitli düzeylerde örgütlenerek işçi sınıfıyla anti-kapitalist bir mücadele hattı üzerinden birleşmesi için çaba gösterir.
4. Ekolojik krize temelli çözüm tarihsel olarak kapitalist üretim tarzına son verilmesini gerektirse de; güncel ve somut talepler ile yürütülecek mücadeleler ile krizin tahribatının sınırlandırılması ve belli bir dereceye kadar denetim altına alınması mümkün ve gereklidir. Şimdiden kuraklık,taşkınlar, orman yangınları, salgın hastalıklar şeklinde kendini açığa vuran iklim değişimi ve küresel ısınmanın yıkıcı sonuçları dünyanın hemen her yerinde yaşamın sürdürülebilmesini git gide daha güçleştirmekte ve istikrarsızlaştırmaktadır. Kâr odaklı doğrusal üretimin bir sonucu olan fosil yakıtların temel enerji kaynağı olarak kullanılmaya devam edilmesi, andropojenik (insan eliyle) sera gazı salımının artan etkisiyle dünyayı bir kere aşıldıktan sonra geri dönülmesi imkansız bir eşiğin önüne getirmiştir. Bu kritik eşiğin aşılmasıyla dünya ikliminde sıçramalı olarak yaşanacak olası radikal değişim, insanla birlikte tüm canlı türlerin varlığını tehdit etmektedir. Her ne kadar kimi türlerin bu değişime ayak uydurabilecekleri ileri sürülse de, onlarla aynı değişime ayak uyduramayacak diğer anahtar türler arasındaki yaşam zincirinin kopması, sonuç olarak insanın da dahil olduğu ilk kümeyi de kaçınılmaz bir varlık yokluk sorunu ile karşı karşıya bırakacaktır. Bu nedenle çiftçilerin, kent yoksullarının, emekçilerin kürsel krize karşı acil önlemler için harekete geçerek temel taleplerini toplumsal-politik mücadelenin merkezine yerleştirmesi vazgeçilmez bir zorunluluk halini almaktadır:
§4. Sosyalist Gelecek, dünya çapında ve Türkiye’de Ekolojik krize karşı şu önlemlerin derhal alınması için mücadele eder:
i. Sera gazları salımının, küresel ısınmanın 2020’ye kadar 1 Co derecenin üstüne çıkmamasını sağlayacak biçimde sınırlanabilmesi için gereken radikal önlemler için mücadele eder..
ii. Enerji ihtiyaçlarının fosil yakıtlar ve hidroelektrik santraller yerine yenilenebilir enerji kaynaklarına dayandırılması için çaba gösterir. Nükleer ve biyoyakıtların fosil yakıtlara alternatif olarak ileri sürüldüğü teknoloji temelli kapitalist çözüm önerilerine karşı etkin mücadele yürütür.
iii. Ulaşım, mal ve insan taşımacılığında fosil yakıtlara dayalı lastik tekerlekli sistemler yerini raylı sitemler ve deniz taşımacılığının alması için mücadele eder.
iv. Kent içi ulaşımın, toplu taşımacılık temelinde ve parasız gerçekleştirilmesi talebiyle mücadele eder.
v. Suyun sahibinin toplum olduğunu kabul eder. Suyun metalaştırılmasına yönelik bütün sermaye saldırılarına tavizsiz karşı çıkar.
vi. Tarımın toplumsal ihtiyaçlar temelinde düzenlenmesi amacıyla ve kamu kaynaklarının tarımsal üretimin desteklenmesine tahsisi için Dünya Ticaret Örgütü’nün tarımı küresel piyasaya tabi kılan dayatmalarına, tarımsal üretimin karı esas alarak şirketleşmesine karşı mücadele eder
vii. Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların tarımsal üretimden uzaklaştırılması, GDO’lu tohum ve gıda hammaddelerinin tarımsal üretim ve gıda üretiminde kullanılmaması için çaba gösterir. Gıda güvenliği önlemlerinin gerçekleşmesi için çaba gösterir.
viii. Havanın, suyun, toprağın kirlenmesine, eko-sitemlerin tahribine yol açan sanayi, tarımsal sanayi, hayvancılık ve madencilik yöntemlerine son verilmesi için mücadele eder.
ix. Kentsel yaşamın doğal çevre ile uyumlu kılınması; kent toprağının öngörülebilir yer, su ve hava hareketleriyleuyumlu bir kentleşme için planlanmasını ve toplumsal denetim mekanizmalarını mümkün kılacak düzenlemelerin gerçekleştirilmesi; bu amaçla, kent toprağının alınıp satılmasına son veren; kentsel alanların toplumsal yarar ve katılım doğrultusunda değerlendirilmesini esas alan bir kent politikasının tesis edilmesi.
x. Yakın bir vadede beklenen ve başta İstanbul olmak üzere bölge üzerinde ağır bir yıkım yaratacak olan büyük marmara depreminin hesaplanabilir olası sonuçlarına karşı insan sağlığı ve hayatını merkeze alan çözüm ve yöntemler için mücadele eder. Depremde zarar görecek konutların tespiti; zayıf binalarda yaşayan halkın depereme dayanıklı konutlara taşınması; mevcut boş alanların yeşil alan olarak değerlendirilmesi; kent halkının katılımı ve onayı ile işleyen acil deprem önlemlerinin oluşturulması için süregiden demokratik mücadelenin bir parçası ve yürütücüsüdür.
xi. Kent topraklarını rekabete ve sermaye birikimine açmak üzere geliştirilen kentsel dönüşüm politikaları, sadece kentlerin değil tarım ve kırsal alanların geleceğini yok etmeye doğru yol alan bir politikadır. Dolayısıyla yoksul kent emekçilerinin kent dışına sürgün edilmesine yol açan; toplumsal hayatın deneyimlerini, kültürel çeşitliliğini, yerel ilişki ve dayanışma pratiklerini yok eden; tarım topraklarının yapılaşmasını teşvik ederek, tarım emekçilerinin geleceğini ve ekolojik dengeyi tehdit eden kentsel dönüşüm politikasına karşı verilen yeni sınıf mücadelelerinin desteklenmesi.
KARAR: HETEROSEKSİZME KARŞI MÜCADELE, LGBT’LERE ÖZGÜRLÜK
Temelini toplumsal cinsiyete dayalı işbölümünde bulan patriyarkal kapitalizm, tarihsel ve toplumsal bir hegemonik iktidar biçimi olan heteroseksizme hayat verir. Heteroseksizm, aileden başlayarak toplumsal alanın tümünü kadın-erkek ikiliği üzerine inşa edilmiş hâkim cinsiyet rejimine göre belirlerken LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) bireyleri sapkın ilân ederek ötekileştirmiştir. Sistemin cinsel yönelimleri nedeniyle ötekileştirdiği LGBT’ler, salt baskıya ve ayrımcılığa maruz bırakılmamış, aynı zamanda homofobinin ve transfobinin hedefi haline gelerek öldürmeye varan şiddet biçimleriyle karşılaşmışlardır.
Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, küresel düzeydeki politik denetim sınırları ile pratik olarak belirlenir. Örneğin ABD gibi ülkelerin HIV pozitiflileri ülkelerine kabul etmemesi; lezbiyen, gey, transeksüel, biseksüellere yönelik artan saldırılar ve bu kesimlere yönelik ahlaki ve devlet denetimleri bunun somut göstergeleri olmaktadır.
Bugün itibariyle LGBT’lerin mücadelesi temel haklar çerçevesinde yürütülen bir mücadele olarak görünse bile asıl olarak bu çerçeveyi aşan, patriyarkal kapitalizmin temellerine meydan okuyan bir niteliğe sahiptir.
Sosyalist Gelecek, Eşitlikçi bir toplumun inşası yolunda her türlü tahakkümün karşısında olan sosyalistler, LGBT’lerin kurtuluş mücadelesini destekler; başta anayasa olmak üzere hukuksal mevzuatın ve kamu hizmetlerinin LGBT’lere yönelik ayrımcılığı önleyecek biçimde yeniden yapılandırılması için çaba gösterir.
Patriyarkal kapitalizmin dışladığı LGBT’ler, ne yazık ki sosyalist ve muhalif yapılar tarafından da çürümüş kapitalizmle ilişkilendirilmişlerdir. Oysaki LGBT’lerin büyük çoğunluğu ile kapitalist sistem içerisinde yer tutmuş ve bizzat sistem tarafından öne çıkarılan LGBT’ler farklı sınıf konumlarını temsil ederler. Sınıf ayrımlarının üzerinden atlayarak LGBT’leri, orta-üst ya da üst sınıf LGBT’lerin temsil ettiği homojen bir topluluk olarak görmek hâkim zihniyet yapılarını yeniden üretmekle kalmaz; LGBT’lerin patriyarkal kapitalist toplum içerisinde ezilmesini, sömürülmesini ve ayrımcılığa uğramasını gizlemeye hizmet eder.
Sosyalist Gelecek, LGBT’lerin toplumsal alanda yaşadıkları her türlü baskıya karşı sürdürdükleri mücadeleyi meşru kabul eder ve destekler; kendi içinde homofobi, transfobiye karşı duran bir duruşu politik gündemine alır.
KARAR: KADINLARIN KURTULUŞU
“EMEĞİMİZ BEDENİMİZ KİMLİĞİMİZ BİZİMDİR”
İnsanlık tarihinde insanın insan üzerindeki bilinen ilk tahakküm biçimi olan erkeklerin kadınların emeği, bedeni ve kimliği üzerindeki denetim ve tahakkümü bugün de sistematik bir biçimde sürüyor.
Günümüzde Kadın kurtuluş mücadelesi/hareketinin patriyarka (erkek egemen sistem) olarak tanımladığı bu sistem; tarihsel olarak kapitalizm tarafından devralınmış, dönüştürülmüş ve onun maddi temeliyle eklemlenmiştir.
PATRİYARKAL KAPİTALİZM ve EMEĞİMİZ
Bütün toplumlarda insanlar hem ihtiyaçlarını karşılayacak şeyleri üretirler, hem de kendilerini ve insan soyunu üretirler. Patriyarkal kapitalist toplumda piyasaya yönelik olarak sürdürülen toplumsal üretim ile genel olarak insan soyunun ve emek gücünün üretilmesini sağlama anlamında kadınların karşılıksız ev ve bakım emeğine dayanan yeniden üretim birbirinden ayrışmıştır. Sermaye emek gücünün yeniden üretimini patriyarka sayesinde kendi dışında tutar. Ücretli bir işte çalışıp çalışmamalarından bağımsız olarak ev işleri ve yaşlı, engelli, hasta, çocuk bakımı kadınların patriyarka sayesinde doğallaştırılarak yaptığı işlerdir. Dahası, çocuk, engelli, hasta ve yaşlı bakımının giderek piyasalaşması kadını daha fazla eve kapatarak, görünmeyen ev-içi emek sömürüsünü arttırmaktadır. Kadınların karşılıksız ev emeğinden, ayrıca, bütün erkekler fayda sağlar. Erkekler evde karşılıksız hizmet alırlar, kendilerini geliştirirler; hayatın bütün maddi imkanları üzerinde avantajlar sağlayarak güç biriktirirler. Bu sayede de erkekler, iş gücü piyasasında kadınlar karşısında ayrıcalıklı bir konuma sahip olurlar ve kadınların konumu böylece ikincilleşir.
Kapitalizm ve patriyarkanın işbirliği çerçevesinde kapitalizm kendisi için her dönemde yeni açılımlar/kâr alanları oluştururken, patriyarkanın ona sunduğu olanaklardan yararlanmayı ihmal etmez. Bunu yaparken de patriyarkayı yeniden-üretir. Karşılıksız ev emeğinin güçsüzleştirdiği kadınlar, ancak düşük ücretli, sosyal güvencesi olmayan işlerde, kesintili olarak çalışabilirler. Bu işler ise kadınların aileye ve erkeklere olan bağımlılığını yeniden üretir. Kadınların, kapitalizmin krizi ve sosyal hizmetlerin çökmesiyle birlikte artan ev içi yüklerinin yanı sıra, istihdam olanakları azalır. Üretimin esnekleşmesi ve yarı-zamanlı güvencesiz işlerin yaygınlaşmasıyla, kadınlar patriyarkal baskıya çok daha açık hâle gelir. Kadının iş yaşamına girerek özgürleştiğini düşünürken; kendini güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu havzalarda, hizmet sektörünün en alt basamaklarında ve fuhuş sektöründe güvensiz, güvencesiz, şiddet ve aşağılanmayla örülü bir yaşamın içinde bulurlar. Kadınların büyük çoğunluğu için kapitalizmin krizi ve yeni yönelimleri daha çok şiddet, daha çok karşılıksız ev ve bakım emeği, aileye ve kocaya daha çok bağımlılık anlamına gelir.
Ayrıca engelliler ve özellikle de engelli kadınların mevcut toplumsal koşullar içindeki konumu özel bir durum oluşturmaktadır. Kadının mevcut ikincil konumu, engelli olması ile katmerleşmektedir.
BEDENİMİZ BİZİMDİR
ŞİDDET-AİLE-FUHUŞ
Karşılıksız emek üzerindeki erkek denetimi, kadınların bedenleri üzerindeki zora ve iknaya dayalı erkek denetimiyle iç içe girmiştir. Kadınların karşılıksız emeği, kapitalizmin ve erkeklerin hizmetine sunulurken; kadın bedeni, cinselliği ve kimliği de erkeklerin malı sayılmaktadır. Erkek egemenliği, kadınları sadece evde değil yaşamın tüm alanlarında ikincilleştirir; kadın cinselliğini ve kadın kimliğini aşağılayan sosyal ve kültürel baskıları ve normları arttırır. Kadınların maruz kaldığı şiddet, hatta ”namus” ya da “aşk” için erkekler tarafından öldürülmesi sürerken, diğer taraftan devlet ve yargı erkekleri ve aileyi “namus”un bekçisi-sahibi olarak korur. Kadına uygulanan şiddet her durumda kendine toplumsal ve kültürel alanda destek yaratarak,kadın üzerindeki erkek/devlet/sermaye egemenliğini arttırır. Kadınların şiddet karşısındaki güçsüzlüğü ve çaresizliği daha fazla hissetmesi, eşitsiz ve bağımlı güç ilişkilerini yeniden üretmektedir. Kürtaj, tecavüz, fahişelik, beden ve nüfus politikaları, kadın bedeni üzerindeki erkek ve devlet denetiminin sınırlarını genişletirken; patriyarkal toplumsal ve kültürel kabulleri güçlendirir.
Fuhuş, patriyarkal tüm toplumlarda kadınların maruz kaldığı bir cinsel şiddet biçimidir. Fuhuş esas olarak erkek cinselliğine hizmet için düzenlenmiş olsa da fahişeler/seks işçileri yüzyıllar boyu “toplum sağlığının ve ahlakının korunması” gibi gerekçelerle dışlanmışlar, ayrımcılığa uğramış ve baskı altında tutulmuşlardır. Bu durum, egemenlerin/erkek ikiyüzlü ahlak anlayışının sembolüdür. Seks işçileri çoğu kez kendi rızaları dışında ve zor kullanılarak fuhuş yapmak zorunda bırakılırlar ve genellikle ekonomik bir sömürü bu şiddet biçimine eşlik eder. Geleneksel tek eşli aile yapısına oluşturduğu tehdit ve din referanslı cinsel ahlak normlarına karşıtlığı nedeniyle fuhuş, toplum tarafından onaylanmaz gösterilirken, meta kabul edilen kadın bedeni sermayenin vazgeçemediği bir kazanç kapısı ve arzu nesnesi olur. Hatta erkek kimliğinin oluşumunda çok önemli bir rol alır. Erkek egemenliği aynı zamanda ideolojisini, kadınlar arasında karşıtlıklar kurarak ve bunun içselleştirilmesini sağlayarak oluşturur. Kadınlık durumları arasında kurulan en esaslı karşıtlık iffetli/iffetsiz kadın karşıtlığıdır. Bu yolla da kadınların emeği, bedeni ve cinselliği denetlenir. Erkek egemenliğinin sınırlarını ihlal eden kadınlar, kolaylıkla, fahişe veya iffetsiz kadın olarak damgalanıp hizaya getirilirler.
Aile, patriyarkal kapitalizmin en kutsal hücresi kabul edilir. Sermaye, kadınların bir kısmını evden çıkarıp sanayinin ucuz ve sabırlı emek-gücü durumuna getirirken, geride kalanını da dolaylı olarak sürece katar. Evde kalan kadın, kocasına yemek pişirerek, onun çamaşırını yıkayarak,çocuk bakarak, kocası için cinsel tatmin aracı olarak, soyunun devamını güvence altına alarak işgücünün yeniden üretimine katılmakla kalmaz, dolaylı olarak erkek işçinin verimliliğini artırır. Bu karşılığı ödenmeyen değeri sürekli kılmanın tek yolu ise evlilik bağı ile kutsanmış, heteroseksüel aile yapısıdır. Sistemi ayakta tutan aile kurumu, kadınların cinselliğini, emeğini, doğurganlığını ve davranışlarını belirleyen bir kurum olmanın yanı sıra erkek egemen aile yapısı, gelecek kuşakların yetiştirilmesinde de cinsiyetçi ve eşitsiz normların kız ve erkek çocuklara hükmeden/ itaat eden olarak öğretildiği bu yolla da erkek egemen sistemin bekasını sağlayan kurumdur. Köleleştirilen, ev içine hapsedilen kadın, parçası olduğu insanlıktan soyutlanır. Kamusal alandan dışlanarak özel alana (aile ilişkilerine ve ev içine) kapatılır. Kadının ev içine hapsedilmişliği “kutsal aile” de yaşadığı şiddet, “özel” kabul edildiği için yıllarca kadınlar tarafından dile getirilemedi. Şiddeti sadece kendilerinin yaşadığını zanneden nice kadın, kimi zaman korkudan, kimi zaman utandığı için şiddeti politik alana uzun süre taşıyamadı. Yaşamının çoğu ev içinde geçen, her türlü şiddeti ve ezilmeyi ev içinde yaşayan kadınlar, “makus kaderleri”ni değiştirecek politikaları, feminizmin “özel alan/olan politiktir” sloganında bulabildiler.
Kadınlar bu koşullara rağmen yüzyılları aşan bir mücadele dinamiğine de sahiptirler. Yüzyıllar öncesinden başlayan ve tüm patriyarkal toplumlarda devam eden bu mücadele günümüzde pek çok feminist örgüt aracılığıyla da sürdürülüyor. Feminist mücadele, kadınlara ister anti-kapitalist mücadele içinde olsun ister olmasın patriyarkanın hayatın tüm alanlarında, tüm davranış ve tutumlara içkin olduğunu gösterdi… ve buradan hareketle sosyalist toplumlarda olabilecek sorunları da. Sosyalist geleceğimizin inşasında, patriyarkayla mücadele, hem bugün hem de farklı talep ve ihtiyaçlarla gelecekte de önemli olacak.
1. Aynı zamanda Sosyalist Gelecek, Ücretli/ücretsiz emek karşıtlığının olmadığı; toplumsal üretimin cinsiyete göre bölünmediği; ev ve bakım işlerinin kadınlar ve erkekler tarafından eşit olarak paylaşıldığı ve toplumsallaştırıldığı; kadınların cinselliğinin doğurganlık, erkek cinselliği ve heteroseksizm tarafından belirlenmediği; çekirdek ailenin tek yaşam biçimi olmadığı bir toplumsal yapıyı; kadınların da politik bir kolektif özne olarak ihtiyaçlarını toplumsal örgütlenmenin parçası kılabildikleri cinsiyetçi olmayan bir sosyalizmi savunur.
Patriyarka ve kapitalizm ittifakının birbirinden beslenerek sürdürdüğü egemenlik; her ikisine karşı verilecek mücadelenin birbirinden ayrıştırılmamasını getirir, bu nedenle
Sosyalist Gelecek, emeğin/insanlığın kurtuluşu mücadelesi, kadın kurtuluş mücadelesinin bağımsızlığı ve özerkliğini tanıyarak ürettiği/üreteceği politikaları ve talepleri de gündemine alarak yürümesini amaçlar.
Sosyalist Gelecek, Özel alanı politik kabul eder.
Sosyalist Gelecek, Kadına yönelik her türlü erkek şiddetine karşı her alanda yürütülen mücadeleyi destekler, kadınların mücadelesi sonucunda oluşmuş/oluşacak talepleri gündemine alır ve savunur. Cinsiyetçi tüm tavır, söylem ve pratiklere karşı tutum almanın tüm üyeler tarafından benimsenmesini hedefler.
ÖRGÜTLENME
Her ulustan, sınıftan, ırktan veya toplumsal kesimden kadının, kadın olmaktan kaynaklanan ortak ezilmişliği, tüm kadınları, erkek egemenliğine karşı, sadece kadınlardan oluşan bir mücadelenin parçası kılmayı ve kadınların kolektif bir özne olarak kendi kurtuluşları için mücadelesiniörgütlemesini gerektirir. Bu anlamıyla sosyalist örgütlenmeler, politik yönelimleri çerçevesinde kadın örgütlenmeleri yaratırken, kadın kurtuluş mücadelesinin kolektif siyasal öznesinin kadın kurtuluş hareketi olduğunu göz önünde tutar. Kadın kurtuluş hareketin yanı sıra yaşadığımız coğrafyada Kürt kadın olmak, kadın ezilmişliğini militarist pratiklerin ağır yükü, ana dilini kullanamama ve milliyetçi hezeyanlar ile katmerlendirir. Bu yüzden Kürt kadın hareketi, kadın mücadelesi içindeki en önemli bileşenlerden biridir.
Kadınlar evde, işte, sokakta olduğu gibi toplumsal mücadeleye katıldıkları dernek sendika ve sosyalist örgütlenmelerde erkek egemenliğiyle karşı karşıya kalırlar. Uygulanacak pozitif ayrımcı önlemler, kota, kadın dayanışmasının örülmesi, kadınların bu örgütlenmeler içinde güçlenmelerinin önünü açacaktır. Kadınların, sadece kadınlarla ilgili alanlarda değil hayatın tüm alanlarında var olmaları cinsiyetçi olmayan bir sosyalizmin inşasında önemli bir uğraktır.
2. Bu nedenle Sosyalist Gelecek üyesi kadınların yapı içinde kendi kararlarını alabilecekleri ve Sosyalist Gelecek içinde tüm politikaların cinsiyetlendirilmesi, cinsiyetçiliğin aşındırılması, eşit söz, karar ve yetki sahibi olmalarının güvencesini yaratmak üzere tüm kadınların organik üyesi olduğu bir kadın meclisini oluşturur.
Aynı zamanda Sosyalist Gelecek üyesi kadınların kadın kurtuluş mücadelesinin erkeklerden bağımsız yapılmasından hareketle bağımsız kadın hareketleri/örgütleri/yapılarında çalışmalarını destekler, meşru görür.
Sosyalist Gelecek, Kadınların kamusal alanda sendikalarda, odalarda, iş yaşamında, derneklerde ve siyasi örgütlerdeki varlığını arttıracak pozitif ayrımcı önlemlerin alınmasını, eşit katılım ve temsiliyet düzeyinin sağlanmasını savunur.
Sosyalist Gelecek, Pozitif Ayrımcılığı, Eşit Katılım ve Eşit Temsiliyeti savunur ve uygular.
Sosyalist Gelecek, ilkenin sağlanabilmesi için örgütlenmenin tüm yapısında ve organlarında hayata geçirilecek yüzde 50 kota ve pozitif ayrımcı hükümler, toplantı yer-saat ve biçiminin, çocuk bakımı gibi ihtiyaçların kadın katılımını sağlayacak biçimde düzenlenmesini gözetir. Ayrıca tüm temsiliyetlerde eştemsilcilik ve/veya rotasyon uygulanır.
Sosyalist Gelecek, Kadın erkek ilişkilerinde bir dönüşüm yaratmak amacıyla, gündelik ilişkilerde erkek egemenliğinin her türünü sorgular, ev-içi işlerin paylaşımı için politik mücadele yürütür, en az bir meclis toplantısını bu konuya ayırır.
Sosyalist Gelecek, üyesi olan kadın ve erkeklere, patriyarkayı/erkek egemenliğini bilince çıkarmak sorgulatmak üzere atölyeler, seminer, eğitim vb. çalışmaları yapar. Tüm politik metin ve analizlerin cinsiyetlendirilmesi ya da cinsiyet körlüğünün aşılmasını sağlamaya çalışır.
Sosyalist Gelecek, in tüm kadın üyeleri kadın meclisinin doğal üyesidir. Kadın üyelerinin %10’unun talebi üzerine, mümkün olan en kısa sürede kadın konferansı toplanır. Kadın konferansı hareketimizin kadın kurtuluş mücadelesine dair eğilimlerini belirleyen metinleri değiştirmeye yetkilidir.
KARAR: KÜRT SORUNU VE BARIŞ ÜZERİNE…
1. 26 yıldır silahlı bir isyan ve çatışma biçiminde süre giden Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı mücadelesinin barışçı bir biçimde sonuçlanması bu hakkın Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmasına ve Kürt halkının kendi geleceğine özgür koşullarda karar vermesine bağlıdır.
Sosyalist Gelecek, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz savunur.
2. Kürt halkının çeşitli düzeylerdeki temsilcileri, Kürt özgürlük hareketi kurumları, TBMM’deki milletvekilleri ve belediye başkanları ile tutsak PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı bağlamında 1999’dan bu yana sistematik bir biçimde ileri sürdüğü Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü sınırlarını esas alan ve bu topraklar üzerinde yaşayan halkların özgür siyasi birliğini savunan “Demokratik Özerklik” önerisi savaşa son verecek ve çözüm yolunu açacak ciddi bir perpektif sunuyor.
Sosyalist Gelecek, Kürtlerin “demokratik özerklik” talebiyle sürdürdüğü kurtuluş mücadelesini destekler.
3. Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkının içinde gerçekleşeceğini öngördükleri “ademi merkeziyetçi” bir tarzda yeniden kurulacak “Cumhuriyet” bir siyasi rejim değişikliği çağrısıdır. Çoğulcu, çok kimlikli, özyönetimci, temel hakların yanı sıra ikinci ve üçüncü kuşak hakları da tanıyan demokratik bir yeni bir anayasayı ve bu anayasayı yapacak bir Kurucu Meclis’i öngerektiren bir rejim değişikliği yalnızca Kürt halkının değil toplumun büyük çoğunluğunun, emekçilerin, kadınların, Alevilerin de özgürlük ve demokrasi taleplerinin yükseltilmesi için elverişli bir siyasal çerçeve oluşturuyor.
Sosyalist Gelecek, Kürtlerin özyönetimini de öngören demokratik bir anayasa ve kurucu meclis talebini, yığınların burjuva hükümet ve egemenlik aygıtlarına güvensizliklerini örgütleyecek bir çerçevede siyasi programına içerir.
4. Bu çerçeve zorunlu olarak bir sosyo-ekonomik düzen değişikliğini işaret etmez. Kürt sorunu, gecikmiş bir ulusal sorun olarak üretim ve mülkiyet ilişkilerinde köklü bir değişiklik olmadan da bir çözüme kavuşabilir. Son 10 yılda Kürt hareketinin çeşitli sektörlerinden yansıyan program, dil ve söylem değişiklikleri, küreselleşme reformculuğunun ve neoliberal politikaların bu alandaki nüfuzunun derinleştiğini göstermesinin yanı sıra, çözüm alanını kurulu düzen olarak tanımlayan güçlü bir eğilimin de varlığına işaret ediyor. AKP hükümetin 2009 ortalarından bu yana söylem ve tavır değişiklikleriyle sürdürdüğü “açılım” siyaseti, esas olarak bu eğilimin pasif desteğini almayı, radikal bir kurtuluş perspektifiyle mücadele eden devrimci ve sosyalist kanadı saf dışı etmeyi öngörüyor. ABD’nin desteğiyle, Güney Kürdistan liderliğinin onayıyla sürdürülen bu açılım, Kürt sorununun çözülmesini gözeten bir özgürlük girişimi değil bir bölgesel egemenlik projesi; bir bölgesel istikrarsızlık dinamiği olarak görülen PKK’nin saf dışı edilmesini gözeten bir güvenlik hamlesidir. 2009 yerel seçimlerinin ardından başlayan, belediye başkanları, sendika liderleri, siyasi aktivistlerin hapsedilmesiyle süre giden KCK tutuklamaları Kürt özgürlük hareketinin “sol” kanadını budamayı ve hareketi neoliberal “açılım” siyasetine mecbur etme hedefiyle yürütülüyor.
Sosyalist Gelecek, Kürt halkının ve Kürt özgürlük hareketinin kapitalist küreselleşme ve neoliberalizme karşı mücadelesini bütün gücüyle destekler. Tutuklu halk temsilcilerinin serbest bırakılması için çaba gösterir.
5. Bu koşullar altında, mücadelenin doğurduğu potansiyellerin “demokratik cumhuriyet”in ötesine geçerek sosyalizme açılması doğrudan doğruya Kürt emekçilerin kendi kaderlerini nasıl tayin edeceklerine bağlıdır. Yarısından çoğu Batı’nın büyük sanayi ve ticaret merkezlerinde yaşayan Türkiyeli Kürtler, toplumdaki emek gücünün önemli bir bileşeni, büyük kent varoşlarında sürüp giden yoksullukla kavganın en aktif unsurları; başlıca vasıfsız işgücü kaynağıdır. Savaş koşullarının giderek sönmeye yüz tutması, Türkiye’nin batısında yaşayan milyonlarca Kürt emekçinin yaşam ve çalışma koşullarının bütün emekçilerle gitgide ortaklaşması, Kürt emekçilerin kendi kaderlerini Türk emekçilerle birlikte ortak bir gelecek ve kurtuluş perspektifi çevresinde tayinini mümkün kılıyor. Kürt emekçilerle sermaye egemenliğinin, bütün ezme ve tahakküm ilişkilerinin sona erdirilmesi zemininde buluşmak, Türkiye’de anti-kapitalist mücadelenin başarısının en önemli önkoşullarından biri haline geliyor.
Sosyalist Gelecek, Kürt halkını toplumsal kurtuluş mücadelesinde işçi sınıfının dolaysız müttefiki olarak görür; bir politik kurtuluş stratejisi çevresinde ittifaka girdiği Kürt halkının emekçi çoğunluğuyla toplumsal kurtuluş hedefiyle de ortak mücadele zeminleri ve alanları yaratılması için çaba gösterir; mücadele ortaklığının anti-kapitalist bir program eksenine yerleşmesi ve enternasyonalizm ruhuyla sürdürülmesi için çaba gösterir.
6. Kürt sorununun barışçı ve demokratik bir biçimde çözüm yolunun açılabilmesi süregiden çatışmanın sonlandırmasını öngerektirir. Çatışmanın sonlandırılması savaş sebeplerinin giderilmeye başlandığına dair somut göstergelerin görünür kılınmasıyla yakından ilgilidir. Bu bağlamda Kürtlerin kimlik ve varlıklarının tanındığının tescil edilmesi; ilk elde “bağımsızlığın teminatı” kabul edilen Lozan Antlaşması’nın, Türkçeden gayrı anadil sahiplerinin hak ve özgürlüklerini güvenceye alan bütün hükümlerinin ayrımsız ve şartsız uygulanması; savaş ve insanlığa karşı suçları dışarıda bırakan bir Genel Af ilanı; operasyonların karşılıklı olarak durdurulması; PKK silahlı güçlerini Türkiye sınırı dışına çıkartırken, devletin de “terörle mücadele” amacıyla bölgeye sevk ettiği güçleri asıl yerlerine döndürmesi; koruculuğun tasfiyesi ve taraflar arasında çok yönlü müzakerelerin başlatılması çatışmanın çözümü açısından yaşamsal önemdedir.
Sosyalist Gelecek, süregiden çatışmanın sonlanması için PKK’nin tek yanlı silah bırakmasının bir imkan sağlamayacağını, tersine devletin çözümden kaçış eğilimlerini güçlendireceğini saptar; çatışmazsızlık için iki taraflı iradenin devreye sokulmasını; Kürtlere karşı ayrımcılığın sonlandırılmasını gözeten önlemlerin derhal uygulanmaya başlamasını ve çatışma çözme mekanizmalarının devreye sokulması için dolaysız ve dolaylı müzakerelerin başlatılmasını talep eder.
EK 1:
1. Etnik bir boğazlaşmanın eşiğine getirilen Türkiye halkları arasında birarada kardeşçe yaşama iradesini güçlendirecek adımları atmak olarak saptar; Bu çerçevede başta şiddet ve savaşı tırmandıran tüm politikalara karşı barış ve bir arada yaşama şiarını yükseltir. Gündelik hayatların, en azından bazı mahalle ve bölgeler için 1930’lar Almanya’sına benzemeye başladığı Türkiye’de inkâra ve şovenizme karşı inatla mücadele edilmesi derhal barış şiarının etkili bir karşılık bulması ile yakından ilgilidir. Bu çerçevede acil ve somut bir mücadele başlığı ve talep olarak “NEFRET SUÇLARI YASASI”nın çıkartılması için mücadele edilmelidir.
2. Kürtlere tanınması gereken ulusal kolektif hakların AB müzakere süreci, ABD, İsrail ve Kuzey Irak merkezli gelişmelerin politik sonuçlarıyla irtibatlandırılmaksızın değerlendirilmesini benimser ve bu hakların evrensel haklar olarak tanınması için mücadele eder.
3. Türkiye içinde etnik Kürtler tarihte hiç olmadıkları kadar rafine bir biçimde en alttakiler olarak katmanlaşmaya başlamıştır. Bu, en vasıfsız işçilerin hemen tamamının, işsizler ordusunun büyük bir kısmının, kriminalize olan geniş bir kesimin Kürt olması gerçeğinde kendini göstermektedir. Türkiye işçi sınıfı Kürt emekçi unsurlarını, bu en alttaki katmanını, saflarına katamadığı ölçüde bir işçi aristoksrasi örgütü olmakla kalmayacak, etnik bir kimliğe doğru da daralacaktır. Bu bakımdan sosyalist hareketimiz başta batıdaki Kürt emekçi ve işsizlerini, yoksulluğa terk edilmiş kesimleri kapsamak için özel çalışmalara girişmek durumundadır.
4. Bu çerçevede Kürt sorununda sosyal mücadele bağlamını öne çıkaran kesimlerle özel olarak dayanışma ve işbirliğinin güçlendirilmesi için konum alınmalıdır. Ortak örgütlenme alanlarımızdaki bağların güçlendirilmesi buna yenilerinin eklenerek güçlendirilmesi hedeflenmelidir.
5. Doğa merkezli, kadınlara pozitif ayrımcılık uygulayan ve sosyal belediyecilik gayretinde olan 100 kadar BDP’li belediyenin desteklenmesini öngören Hareketimiz, kadın çevre ve toplumsal haklar konusunda tüm Türkiye’ye örnek gösterilebilecek uygulamalarla, bu uygulamaların arkasındaki siyasi güçle etkileşim içine girmeyi önemli bir görev olarak saptar.
KARAR: SOSYALİST HAREKETİN YENİDEN KURULUŞU DOĞRULTUSUNDA
A-Kriz: Nedenler ve Çıkış Yolu
1) Kadro yapısını karakterize eden dinamizm, direngenlik, ısrarcılık ve eylemcilik gibi olumlu özelliklere rağmen, Türkiye sosyalist hareketi halen aşamadığı ama nedenleri ve kaynakları bilince çıkarılıp müdahale edildiği takdirde belirli bir vadede aşılıp geride bırakılabilecek bir kriz içinde.
2) Bu krizin belli başlı nedenleri şunlardır:
I) Türkiye sosyalist hareketinin aşırı ve sahici olmayan parçalı yapısı ciddi bir güç ve emek israfına yol açmakta, bütün ülke çapında etkili siyaset yapmaya ve gündem belirlemeye yetecek bir ölçek büyüklüğüne ve ön yığınağa erişilmesini önlemektedir.
II) Sekt ötesine geçememiş ya da türlü nedenlerle sekt durumuna düşmüş küme, örgüt ve “parti”lerin hâlihazırdaki baskınlığı hareketi geriye çekmekte, tayin edici bir merkezin sivrilmesine izin vermeyen bir denge hali içinde tutmakta, saflarında örgütsel tutuculuk ve gelenekçilik üretmektedir.
III) Bütün gerekleriyle birlikte, sosyalizmin bir tarihsel döneminin kapandığı gerçeğiyle yüzleşmekten kaçış, hareketi çeşitli açılardan geçmişin belirlenimi altında tutmakta, dünya-tarihsel yenilgiden yol gösterici dersler çıkarılmasını ve bunların özümsenmesini geciktirmektedir.
IV) Eş zamanlı olarak işçi hareketinin de bir gerileme ve kriz yaşıyor olması, sosyalist hareketin derlenme, güç biriktirme ve zaaflarından arınma çabalarına sınır çekmekte, aslında asgariye indirilmesi gereken “kendine özgü” sorunlarını çoğaltmakta, kendi gündemini toplumsal/sınıfsal gündemle örtüştürmesini zorlaştırmaktadır.
V) Sermayenin birikim tarzında, emek süreçlerinde ve sınıf şekillenmesinde meydana gelen değişiklikler, kendilerini karşılayacak yeni mücadele ve örgütlenme biçimlerinin yaratıcı biçimde devreye sokulmasını gerektirdiği halde, bu doğrultudaki el yordamı çabaların yavaşlığı ile nesnel durumun isterleri arasında henüz daraltılamayan bir açı sürüp gitmektedir. Aynı şey, bir bütün olarak kapitalizmin geçirdiği iktisadi, toplumsal ve siyasal dönüşümlere yanıt veren bir programın, bir stratejik hattın ve bu hattı bütünleyen taktik açılımların henüz netleştirilememesi bakımından da geçerli.
VI) Türkiye’de sürüp gitmekte olan düzen içi kutuplaşmanın basınç ve etkileri sosyalist hareketin saflarında, bağımsız ve görünür bir odak olarak sahneye çıkmasını zorlaştıran çeşitli yedeklenme, savrulma ve kayıplara yol açmaktadır. Bazı kritik eşiklerde hareketi paralize eden bu savrulmaların bir ucu, anti-kapitalizmden kopuk, kendi ülkesinin emperyal yönelimlerini, sermaye birikiminin ulus-devlet ötesi çevrim ve ölçeklerini görmezlikten gelen bir anti-emperyalizm savunusu, Kürt sorunu körlüğü, seçkinci bir cumhuriyetçilik ve aydınlanmacılık üzerinden ulusalcılığa açılıyor. Diğer ucu ise, kapitalist küreselleşme süreçlerine ve piyasacılığa hayırhah yaklaşımlar, AB kıstaslarının bir ufuk çizgisi olarak benimsenmesi ve ceberut devlet/baskı altındaki sivil toplum şeklindeki ayrımının sınıfsal tahlilin yerine geçirilmesi yoluyla liberalizme uzanıyor.
VII) Burjuva uygarlığın sınırlarına dayanarak bir ufuk kapanmasına maruz kalması, her cephede gericileşerek insanlığın gelişiminin engeli haline gelmesi, burjuvazinin bir zamanlar sosyalist harekete düzen içinde de karşılığı bulunan bir yönsemenin en kararlı ve köktenci taşıyıcısı rolünü üstlenerek yeni ve daha tam bir devrimi haklılaştırma fırsatı sunan “tarihsel ilerleme” iddiasından vazgeçerek “tarihin sonu”nu ilan etmesi, insanın kendi yazgısını ellerine alabileceği inancına sırtını dönmesi, dinsel kutuplaşmaları körüklemesi ve bu zeminden beslenen kültürel iklimin yaygın bir kötümserlik ve irrasyonalizmle damgalı olması sosyalist hareketin karşısına alışık olmadığı türden güçlükler ve görevler dikmektedir.
Bazıları tamamen “öznel” olan, bazıları ise hem “nesnel” hem de “öznel” bir boyuta sahip bu nedenler, sosyalist hareketi süreklilik içinde bir kopuşa ve yeniden konumlanmaya yönelerek içinde bulunduğu krizi aşmaya davet ediyor.
Sosyalist Gelecek, sosyalist hareketin krizine müdahaleyi öncelikli görevlerinden biri olarak görür.
Sosyalist Gelecek, kaynağında yatan nedenlerden hareketle, krizden mümkün biricik çıkış yolunun bir yeniden kuruluş hamlesi ve süreci olduğunu kayıt altına alır ve bu doğrultudaki çabalarını yoğunlaştırmayı amaçlar.
Sosyalist Gelecek, sosyalizmi bağımsız bir seçenek olarak var etmeyi, fikri maddesiyle buluşturarak toplumsal-sınıfsal bir karşılığa kavuşturmayı, bir program, bir akım, bir örgütlenme, siyasal bir işçi hareketi, bunun en ileri ifadesi olan bir proletarya partisi ve kapitalizme karşı farklı cephelerde sürdürülen mücadelelerin altında toplandığı bir bayrak olarak cisimleştirmeyi, ezilenlerin kurtuluş arayışları ve özlemlerinin ifadesini bulacağı bir mecra haline getirmeyi yeniden kuruluşun hedefi olarak belirler.
Sosyalist Gelecek, benzer düşüncede olan bireyleri ve örgütlenmeltılımcılar olarak bu yeniden kuruluş sürecini birlikte örmeye ve ilerletmeye çağırır.
Sosyalist Gelecek, sosyalist hareketin çeşitli kümeleriyle ilişkilerine yeniden kuruluş perspektifi ışığında yaklaşır. Yeniden kuruluşun müstakbel bileşenleriyle olabildiğince eşgüdümlü bir faaliyet ortaklığı kurmayı, müşterek zeminleri genişletmeyi, toplumsal mücadele alanlarında ortak deneyimler edinmeyi ve krizden çıkışın imkânlarını birlikte değerlendirmeyi hedefler.
Sosyalist Gelecek, sosyalist solu düzen için kutuplaşmanın etkilerine açık hale getiren, enternasyonalizmden ve bağımsız bir sınıfsal hattan uzaklaştıran bütün eğilimlere karşı ideolojik mücadeleyi yeniden kuruluşun vazgeçilmez bir boyutu sayar.
B- Yeniden Kuruluş, Birlik ve Sektler
1) Sosyalist hareketin aşırı ve sahici olmayan parçalı yapısı, buna bir tepkiyi de içeren ciddi bir “bireysel alan”ın oluşması ve özellikle bu alanda güçlü olan emek sarf etmeye değer bir ölçek büyüklüğü beklentisi, olabildiğince kapsayıcı bir birlik girişimini krizden çıkışın biricik ve en kestirme yolu olarak görme eğilimini dönem dönem güçlendiriyor. Buna karşılık, çeşitli birlik denemelerinin başarısızlıkla, tersinmeyle veya bir süre sonra tekrar öğelerine ayrışma ile sonuçlanması ise içe kapanmaya, sekterliğe, doğrusal gelişme çizgisine kaymaya ve bireysel alanda çeşitli protestocu tutumların üremesine neden oluyor. Bu gelgitin aşılması, bu kısır döngünün kırılması ve sosyalist hareketin yeni bir düzleme sıçratılması gerekiyor.
2) Sosyalist hareketin aşırı parçalı verili tablosunun sadeleştirilmesi gerektiği, mevcut örgütsel ayrılıkların bir bölümünün çoğulcu bir bakış açısından kaçınılmaz, haklı ve bu anlamda “meşru” olmadığı ve buradan kaynaklanan bir birlik ihtiyacının varlığı tartışma götürmez. Ancak, bu çok parçalı yapının salt iyi niyetle, “aynılar aynı yere” çağrılarıyla ve birer sekt durumundaki öğelerini dönüştürmeyen aritmetik toplamlar alarak sadeleştirilemeyeceği de, deneyimlerin gösterdiği gibi, aynı ölçüde açıktır.
Sosyalist Gelecek, varlık gerekçelerini gelenek takipçiliğinden, kendi tikel tarihlerinden ve sosyalist hareketin hâlihazırdaki aşırı parçalı durumundan alan sektlerin yeni ve daha ileri bir düzleme sıçramanın önünde engel haline gelmeye başladığını saptar. Bu engeli, bir yeniden kuruluş sürecinde, tasfiyeci sonuçlar doğurmayacak şekilde, kayda değer her birikimi, her mirası, her tutunma çabasını ve her farklı deneyimi içererek aşmayı hedefler.
Sosyalist Gelecek, birlik arayışlarını kendi başına bir amaç olmaktan çıkararak yeniden kuruluşa tabi kılmaya ve bu bağlamda sonuçlandırmaya çalışır.
Sosyalist Gelecek, bu çerçevede, yeni karılma ve harmanlanmalara açık olduğunu ilan eder ve bunların koşullarını olgunlaştırmaya çalışır.
Sosyalist Gelecek, aynı yapı içinde ve program birliği temelinde mümkün olan en geniş fikri çoğulculuğu, eğilim oluşturma ve azınlığın her düzeyde kendini ifade etme hakkını koşulsuz savunur; ancak, sektlerin muhafazasını ve birleşik bir yapı içinde yeniden üretilmesine amaçlayan türden çoğulculuk anlayışlarının yeniden kuruluşun doğasına uymadığını saptar.
C- Yeniden Kuruluş ve Yenilginin Dersleri
1) Sosyalizmin bir tarihsel döneminin kapanışını ve dünya-tarihsel bir yenilgiyi simgeleyen Sovyetler Birliği’nin çözülüşü, Marksizmin felsefi ve politik mirasından, uluslararası işçi sınıfının tarihsel deneyim birikiminden hareketle ciddi bir muhasebe ve sorgulama yapmayı, sosyalist düşünce ve pratiği maruz kaldığı bozunum ve tahrifatlardan arındırmayı, bu yenilgiden yol gösterici dersler çıkarmayı ve bu olmaksızın kopuşçu bir boyut kazanamayacak yeniden kuruluş iddiasını aynı zamanda giderek içselleştirilen bu derslere dayandırmayı şart koşuyor.
2) Sosyalizmin uluslararası tarihi, yeni bir proleter devrim veya kalkışmanın daima kendi öncelinin ötesine geçtiğine, onun zaaf, yetersizlik, tek yanlılık, bocalama ve ikircikliklerinin önemli bölümünü aştığına, işçi sınıfının kapasitesinin ve kurucu gizil gücünün yeni yönlerini açığa çıkardığına, onun özneleşmesinde yeni ve daha ileri bir aşamayı temsil ettiğine ve bütün bunların yeni devrimin kuvveden fiile geçmesinin önkoşulları olduğuna tanıklık ediyor. Yenilginin dersleri bu bakımdan da yaşamsal önemde.
3) Aynı tarih, yeni bir devrime yönelirken, işçi hareketinin kendi eski deneyim ve yenilgilerini yalnızca düşünsel bir etkinliğin konusu olarak didiklemekle kalmadığının, aynı anda kapitalizme karşı mücadele içinde bunların eylemli ve fiili bir eleştirisine de giriştiğinin, bu ikisi arasında kopmaz ve içsel bir bağ bulunduğunun da kanıtlarını sunuyor.
Bu gerekçelerle, çöken sosyalizm denemelerinin:
-En ileri emperyalist merkezlere “yetişmek ve geçmek” şiarıyla kapitalist modernleşmeden devralınan kalkınma, gelişme ve refah ölçütlerini sosyalist inşaya tahvil etmeleri, emek süreçlerinin örgütlenişinde ve insan-doğa ilişkileri alanında bariz bir farklılık yaratamamaları, eşitliği yaşamın çeşitli alanlarında pozitif ayrımcılıkla, giderek genişleyen bir özgürlük âlemiyle ve kendini gerçekleştirme olanaklarıyla tamamlayamamaları nedeniyle bazı bakımlardan burjuva çağın ufku içinde kaldıklarını;
-İşçi sınıfının tarihsel mücadeleler içinde ve devrimci dönemlerde açığa çıkmış öz-örgütlenme, öz-yönetim, öz-etkinlik, öz-denetim, kuruculuk, yaratıcılık ve özneleşme kapasitelerini geliştirmek yerine, gittikçe merkezileşen bir iktidar aygıtına ve proletarya diktatörlüğünün parti diktatörlüğüne bozunmasına koşut olarak kısıtlamaları nedeniyle, “işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” düsturundan uzaklaştıklarını; aynı nedenle devleti sönümlendirecek bir doğrultuya giremediklerini;
-Enternasyonalizmi zamanla devlet çıkarlarına tabi kıldıkları, kapitalist dünyadaki mücadelelerle devletlerarası anlaşma ve güç dengelerine göre ilişkilendikleri, yerel özgünlükleri göz ardı eden model dayatmalarında bulundukları ve komünizmin ancak dünya-tarihsel ve küresel bir gerçekleştirim olabileceğine dair Marksist ilkenin hilafına tek ülkede sosyalizm (hatta komünizm) hedefine yöneldikleri ölçüde dünya devrimi perspektifinin uzağına düştüklerini;
-Üretim ve planlamadan işçi denetimini dışlamaları, karar oluşturma ve karar alma süreçlerini yaşamın her düzeyinde daraltmaları ve doğrudan demokrasiyi budamaları nedeniyle yabancılaşmanın çeşitli biçimlerini aşamadıklarını; aynı nedenle kayıtsızlık, edilgenlik ve neme lazımcılık ürettikleri ölçüde iç eleştiri olanaklarını yitirdiklerini;
-Toplumda var olan her türlü ezilme ve baskı biçimini sınıfsal baskıya indirgemeleri, sosyalizmin bu sorunları kendiliğinden ve geçerken çözeceği yaklaşımıyla hareket etmeleri nedeniyle kadın sorununda cinsiyet körlüğüne, ezilen ulus ve milliyetler sorununda ise baskıcı bir yönelime sürüklendiklerini;
-İfade, eleştiri ve örgütlenme özgürlüğüne kısıtlar getirdikleri, akademik, bilimsel, sanatsal özgürlüğü ve yaratıcılığı sınırladıkları, özel mülkiyetin ve sömürünün reddini baz alan bir çoğulculuğu geliştiremedikleri ve Marksizmi resmi bir öğretiye dönüştürdükleri ölçüde hem kendi iç dinamizmlerini yitirdiklerini hem de gelişmiş kapitalist ülkelerin işçi hareketleri ve muhalif akımları için bir esin kaynağı olmaktan giderek çıktıklarını yenilginin temel dersleri olarak kayıt altına alır.
D-Yeniden Kuruluş ve Tarzı Siyaset
1) Kapitalizmin tarihi, kendi temelleri üzerine oturmaya başlayan bir burjuva toplumunun ekonomi ile siyaseti iki ayrı düzey olarak birbirinden ayırdığı eşiğin, aynı zamanda işçi hareketini düzen içine çekme, bölme ve bu harekete sözleşme hukukunun ve sivil toplumun mantığını dayatma olanaklarının da arttığı bir eşik olduğuna işaret ediyor. Günümüzün küresel kapitalizmi her şeyi ticarileştirmek, piyasalaştırmak ve metalaştırmak, sözüm ona reddedilmez bir iktisadi rasyonaliteyi dayatmak; buna karşılık, siyasal karar alma süreç ve merkezlerini emekçiler açısından erişilmez ve görünmez kılmak suretiyle, görünüşte bu ayrımı en uç noktaya taşımış bulunuyor. Ama çelişkin biçimde, bu görünüşün altında yepyeni bir olanak yatıyor: İktisadi mücadele ile siyasal mücadele arasında tarihin bir dönemi boyunca açılan makası daraltma olanağı.
2) Öte yandan, uluslar arası sosyalist hareketin tarihine dikkatli bir bakış, bu ayrımın koşulladığı biricik sapmanın ekonomizm olmadığını, kısmen saklı ve adı konmamış olsa da, “siyasalcılık” denebilecek tersten bir sapmanın da harekete hep musallat olduğunu gösteriyor.
3) Uluslar arası sosyalist hareketin tarihi, aynı zamanda, sekterliğin, kapalı devre bir gündem ve mikro kozmos üretmenin, işçi sınıfının tarihsel çıkarlarından kopan kısa vadeli politik ve örgütsel çıkarlar gütmenin ağır bedelleri olduğunu da gösteriyor.
Sosyalist Gelecek, ekonomi ve siyaset ayrımını, iktisadi ve toplumsal olanı siyasallaştırmak ve siyaseti toplumsal yaşamın diline çevirmek ve her düzeyine taşımak suretiyle aşmayı hedefler.
Sosyalist Gelecek, sosyalist hareketin saflarında sekterliğin, işçi sınıfının genel ve tarihsel hedeflerini gözetmeyen çıkarcılığın bütün belirtilerine karşı mücadele eder.
E-Yeniden Kuruluş ve İşçi Hareketi
1) Yeniden kuruluş, sosyalist hareketin verili sınırlarını, bugünkü mevzilenişini ve kadrosal birikimini, mevcut sorunsallarını, ilgi ve temas alanlarını esas alarak başlatılıp sonuçlandırılacak bir süreç ve olay değildir. Tersine, yeniden kuruluşun başarısı sosyalist hareketin dışa doğru hamle yapmasını, yeniden mevzilenmesini, kapitalist sömürü ve tahakküme karşı çok çeşitli düzey, bağlam ve cephelerde sürmekte olan mücadelelerin içine taşınmasını, buradan edinilmiş yeni deneyimlere yaslanarak kendi zaaf ve kireçlenmelerini gidermesini, bu mücadelelerin öne sürdüğü taze güçleri kapsayarak kendi dokusunu ve sorun alanlarını değiştirmesini ön gerektirir.
2) Sosyalist hareket, eş zamanlı olarak işçi hareketinin de bir kriz ve yeniden kuruluş ihtiyacı içinde olmasından kaynaklanan olumsuzluğu uzun vadede bir olanağa, bir fırsata ve iki hareketin ilişkisinin yeni bir biçimine dönüştürebilir. Bunun yolu işçi hareketinin krizine çözümler sunmaktan, yeni bileşiminin kendi siyasal ve sendikal ifadelerine kavuşmasının yollarını açmaktan, yeni çıkış yolları, mücadele ve örgütlenme biçimleri arayışına tercüman olmaktan, sosyalist hareketin gündemini toplumsal/sınıfsal gündeme yaklaştırmaktan, böylece iki yeniden kuruluşu birbirinden beslenecek şekilde olabildiğince bakıştırmaktan ve tek bir sürecin iki ayrı veçhesine çevirmekten geçiyor.
Sosyalist Gelecek, baştan taze güçler kazanmaya yönelmeyi, sınıf mücadelesinin öne çıkardığı kesimlerle buluşmayı, yaşam ve çalışma alanlarında kitle çalışması deneyimlerine girişmeyi, mensuplarını bu deneyim alanlarında konumlandırmayı ve sosyalist hareketi gençleştirmeyi yeniden kuruluşun güvencelerinden biri olarak görür.
Sosyalist Gelecek, iki hareketin krizinin birbirine geçmiş olması ve sınıfın bileşiminde meydana gelen değişiklikler nedeniyle, sosyalist hareketle işçi hareketinin ayrı kollardan gelişip sonradan buluşması modelinin terk edilmesi, sosyalist hareketin baştan işçi hareketinin ileri kolu olarak inşa edilmesi gerektiğini savunur.
F-Yeniden Kuruluş ve Kürt Özgürlük Hareketi
1) Kürt özgürlük hareketi, ana karakteri, bugünkü öncelikleri ve toplumsal-sınıfsal bileşimi itibarıyla politik ve ulusal bir kurtuluş hareketidir. Uyardığı ve mücadeleye sevk ettiği güçler de hâlihazırda daha çok bu çerçevede bir devinim içindedirler. Ancak, ağırlıklı olarak Kürt yoksulları, emekçi köylüler ve işçilerinden oluşan siyasallaşmış bir halk hareketine dayanması, ezilen ulusların özgürleşme mücadelelerinde genellikle olağan bir görüngü ve çimento olan milliyetçilikten uzak durmaya çalışması, kendi içinde ciddi ve güçlenmeye devam eden bir kadın kurtuluş dinamiğini açığa çıkarması, ekolojik bir perspektif edinmeye başlaması ve özyönetimci bir halk egemenliği doğrultusuna yönelmesi, bu hareketin aynı zamanda toplumsal kurtuluşçu bir hatta doğru evrilme potansiyellerine de sahip olduğuna ve bu yönleriyle sosyalist hareketin yeniden kuruluşunun ilgi alanına girdiğine işaret ediyor.
2) Kürt özgürlük hareketinin, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkını, ayrı ve bağımsız bir devlet talebiyle değil, Türkiye Cumhuriyetinin mevcut siyasal sınırları çerçevesinde, halkların özgür ve gönüllü siyasi birliği temelinde ve “ortak vatan, demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve demokratik özerklik” esaslarına göre gerçekleştirmeye yönelmesi, Türkiye’nin doğusu ile batısının son 30-40 yıldır ayrışan, eşitsiz gelişen, gündem ve hedefleri farklılaşan toplumsal muhalefet dinamiklerini çeşitli düzey ve alanlarda tekrar buluşturma ve ortaklaştırma, Kürt halkının yükselen mücadelesi karşısında kışkırtılan ırkçılık ve şovenizmin neden olduğu etnik yarılmayı giderme ve işçi hareketinin yeniden kuruluşunu bu sürecin kaldıraçlarından biri haline getirme olanaklarını arttırıyor.
Sosyalist Gelecek, Kürt özgürlük hareketiyle ilişkilerinde, saflarındaki toplumsal kurtuluşçu eğilimlerle diyaloga, etkileşime ve deneyim paylaşımına özel bir yer verir.
Sosyalist Gelecek, ne kadar gerilemiş olursa olsun, kamu çalışanları alanı başta olmak üzere sendikal hareketin Kürt ve Türk işçileri arasında hala önemli bir köprü olduğunu saptar ve bu köprüyü güçlendirmeye çalışır.
Sosyalist Gelecek, evrensel sınıf kimliği altında, işçinin birden çok kimliğin taşıyıcısı olabileceğini ve çoğunlukla da olduğunu, işçi örgütlerinin bu gerçeği gözeten ve gereklerini yerine getiren bir zihniyetle donanmaları gerektiğini savunur.
Sosyalist Gelecek, ırkçılığa, milliyetçiliğe, şovenizme, ayrımcılığa, emperyalist işgallere ve sömürgeciliğe karşı mücadeleyi işçi sınıfının enternasyonalist birliğinin olmazsa olmaz gereklerinden biri sayar.
G-Yeniden Kuruluşun Konjonktürel Bağlamı
1) Başarıyla taçlandırılabilmesi için, yeniden kuruluş iddiasının, aynı zamanda siyasi alana taşınması, güncel bir bağlama yerleştirilmesi, mevcut konjonktüre özgülenmesi ve bir taktik hatla bütünlenmesi gerekiyor.
2) Türkiye’deki siyasi konjonktür üst üste binmeye başlayan iki temel kriz dinamiğinin etkileri altında şekilleniyor: Uzunca bir dönemdir inişli çıkışlı biçimde devam etmekte olan rejim krizi ve kapitalizmin 2008’de patlak veren küresel buhranı. Rejim krizi kısa vadede sonlanacak gibi gözükmediği; yeni bir dünya-tarihsel duruma yol açan küresel buhran ise, yeni biçimlere bürünerek, şirket ve banka iflaslarından ülke iflaslarına uzanan bir seyir izleyerek, kendi siyasi sonuçlarını üretmeye başlayarak ve jeopolitik güç dengelerinde hissedilir kaymalara yol açarak sürdüğü için, bu iki dinamik görünür bir gelecekte de Türkiye’nin siyasi gündemine damga vurmaya, birbiri üzerinde etkide bulunmaya ve içinde yeniden kuruluşun gerçekleşeceği ortamın belirleyenleri olmaya devam edecek.
3) Rejim krizi yalnızca egemen güçlerin bölüntüleri arasındaki bir çekişmeye indirgenemez. O aynı zamanda, aşağıdan gelen ve kurulu rejimin çerçevesine sığmayan zorlayıcı basınçların bir ürünüdür. Sadece bu nedenle bile rejim krizi kayıtsızlıkla izlenemeyecek, müdahil olunması gereken bir olaydır. Ama müdahil olmayı gerekli kılan başka nedenler de var: Bu kriz, doğru değerlendirildiği takdirde, toplumsal muhalefete yararlanıp genişletebileceği fırsat ve çatlaklar sunmaktadır. İstismar edilen farklı duyarlılıklarla düzen içi kutuplaşmanın yörüngesine çekilmiş emekçileri, sermaye seçenekleri arasında bölünmüş olan işçi hareketini ve solu üçüncü bir kutup etrafında toplamayı yakıcı bir görev olarak önümüze koymaktadır. Öte yandan, hâlihazırda düzen için kamplaşmanın dışında veya görece uzağında duran, bunu eylemli biçimde ifade eden toplumsal ve siyasal güçlerin ayrı bir düzlemde birbirine yaklaştırılması ve böylece görünür bir yeni odaklaşmanın yaratılması da bu krize müdahaleyi gerektirmektedir. Ve nihayet, siyasi konjonktürün iki temel belirleyeninden biri olan rejim kavgalarına katılmamak, sosyalistleri ve işçi hareketini dilsiz, siyasetsiz, dolayısıyla etkisiz ve bu kavga içinde kazanılabilecek müttefiklerden yoksun bırakacağı için de, bu rejim krizi seyirlik bir olay değildir.
Sosyalist Gelecek, özgürlükçü ve anti-kapitalist bir emek ve özgürlük blokunun inşasını, küresel buhrana ve rejim krizine ezilenlerin ve emekçi halkın güncel ve tarihsel çıkarlarından hareketle müdahalenin başlıca kaldıraçlarından biri olarak savunur ve faaliyetinin öncelikli hedeflerinden biri olarak görür. Proleter enternasyonalizmini dünya ve bölgemizde meydana gelen güncel gelişmeler ve sosyalist yeniden kuruluş çerçevesinde yeniden yorumlar ve önüne mücadele hedefleri koyar.
Sosyalist Gelecek, işçi hareketini, Kürt özgürlük hareketini, çeşitli bileşenleriyle kadın kurtuluş hareketini, devletin din işlerinden elini çekmesini talep eden ve özgürlükçü bir laikliği savunan inanç sahiplerini, bu hatta yerleşmeye başlayan Alevi hareketinin solunu, sermaye tahakkümüne karşı doğayı, emekçilerin var oluş ve yaşam koşullarını savunan ekolojik akımları, tarımın yıkımının uyardığı emekçi köylü dinamiklerini, sermayenin mekânsal stratejilerine karşı direnen kentsel muhalefetleri, baskı altındaki azınlıkları, insan hakları savunucularını, engellileri ve engelli hakları mücadelesi yürütenleri, anti-faşist ve anti-militarist güçleri emek ve özgürlük blokunun kapsanması gereken başlıca bileşenler olarak görür.
Sosyalist Gelecek, emek ve özgürlük blokunu, sermayeden ve devletten bağımsız bir işçi hareketinin verili koşullar altındaki tezahürü ve işçi sınıfının bütün ezilenlerin öncüsü konumuna yükselmesinin dolayımı sayar.
Sosyalist Gelecek, emek ve özgürlük blokuna siyasal kurtuluşla toplumsal kurtuluş arasındaki bağlayıcı halka ve Kürt özgürlük mücadelesiyle sosyalist hareketin stratejik ittifakının gerçekleşme biçimi olarak yaklaşır.







